İçinde bulunduğumuz günlerde dalgalı olarak yaşanan hava olayları, fırtına, yağışlar, bir gün güneşli bir gün yağışlı günler, buzlanma ve don hadiseleri ile çığ düşmesi artık günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Meteoroloji kaynaklı afetlerin sayısı, şiddeti ve oluş sıklığı gittikçe artıyor. Peki, afetle yaşamaya alıştık mı? Ne afet ne değil biliyor muyuz? Önce bir tanım yapalım:
Bir arada yaşayan toplulukları bir şekilde etkileyen fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratan, can ve mal kayıplarına yol açabilen doğal, teknolojik veya insan kökenli olayların sonuçlarına AFET denilmektedir. Türk Dil Kurumunda Afet’in kelime anlamı; “doğa olaylarının sebep olduğu yıkım’ şeklinde ifade edilmektedir.
Yaşanan afetler ikiye ayrılır:
1. DOĞAL AFETLER: Doğal Afetlerden Deprem, aşırı yağış ve şiddetli rüzgârla birlikte gelen seller, fırtınalar, yangınlar, çığ ve taşkınlar ani gelişen doğal afetlerdir. Kuraklık, çölleşme, aşırı soğuk ya da sıcak hava ve kıtlık, yavaş gelişen doğal afetlerdir.
2.İNSAN KAYNAKLI AFETLER: Nükleer, biyolojik, kimyasal kazalar, büyük endüstriyel kazalar, aşırı kalabalıktan meydana gelen kazalar ile göçmenler ve yerlerinden edilenler ise insan kaynaklı doğal afetlerdir. Küresel ısınma da %95 insan kaynaklı afettir
Üç yıl önce Şubat ayının ilk haftasından itibaren ülkemizi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremler başta olmak üzere, Yangın, sel, fırtına gibi aniden çıkan afetler bizlere göstermiştir ki; Millet olarak başımıza bir şey gelmeden o konuda maalesef adım atmıyoruz, ya da her şeyi devletten bekliyoruz. Gelecekte meteoroloji kaynaklı afetlerin etkisi, sıklığı ve şiddeti daha da artacağı bekleniyor.
Dünya genelindeki 31 çeşit doğal afetin 28 tanesini meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülür. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Ülkemizde en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler şiddetli yağışla birlikte gelişen sel, taşkın, kar, tipi, şiddetli rüzgârla birlikte ortaya çıkan fırtına, çığ düşmesi ile orman yangınlarının yanı sıra yağış azlığının neden olduğu kuraklık, aşırı sıcak ve aşırı soğuk havalar, meteorolojik afetlere örnek teşkil eder.
Meteorolojik afetlerin nedenini son yıllarda yaşanan iklim değişikliğine, başka bir değişle küresel ısınmaya bağlamak kolaycılık olur. Herkes biliyor ki küresel ısınmanın da müsebbibi insandır. İnsanın tabiatı gereği alıştığı yaşantısından vazgeçmesi mümkün olmadığına göre iklim krizi daha da derinleşeceği gerçeğini kabul edip, tüm kişi ve kurumlar iklim değişikliğine uyumlu bir strateji geliştirmelidir.
Afetle yaşama gerçeğinden hareketle bu iş ciddiye alınmalıdır. Hatta bu konuda hemen bir Afet Bakanlığı kurulmalı ve tüm koordinasyon bu bakanlık eliyle yürütülmelidir. Hatta Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığındaki Şehircilik birimleri alınıp, Afet ve Acil Durum Başkanlığıyla birleşip, Afet ve Şehircilik Bakanlığı oluşturulabilir. AFET ve ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI, bünyesine alacağı Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile birlikte hem afet öncesi risklerin tespiti hem de tedbirlerin alınması koordinasyonunu yapabilir. Böylece afet sonrası- yardımlar dâhil- koordinasyona hazırlık faaliyetlerinde tek yetkili olarak daha hızlı hareket edebilir.
Afetle ilgili yazımıza İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Afet Uzmanı Sayın Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU’nun “Afet Affetmez” isimli kitabının ön sözünden bir alıntı ile bitiriyorum. “Sonuç olarak afet affetmez. Sonra “keşke” dememek için hani diyorsun ya: hayatla ölüm arasındaki köprü sırat gibi, bilinmez, çalkantılı işte; yani öyle yaşarken al tedbirini! Son günlerin moda deyişi ile de vay şöyle olmuş, vay böyle olmuş anlatmaya gerek yok. Yaşıyoruz ve görüyoruz ki havanın ve afetlerin gerçekten hiç ama hiç şakası yok. Aman dikkat...” (M.Kadıoğlu/Tekin yayınevi/Afet Affetmez/2018 3.baskı)
Rabbim bizleri ve ülkemizi her türlü kazadan beladan ve afetlerden korusun İnşallah. Âmin. Kalın sağlıcakla.



























