Konya kültüründe yaprak dökümü sürüyor…
Hayat; gerçeğini çok çarpıcı bir şekilde suratlarımıza çarpmaya devam ediyor. “Ne zaman unutsam adını/Ölüm gelir vurur tokadını” demiştim…
Ölüm; sürekli tokadını vururken… bir başka şiirimde de “ne çok ölüyoruz” demiştim… Ölümden miydi korkularımız yoksa yalnız ve bilinmez bir yolculuğa çıkmanın korkusu muydu bu?
Sonuçta, yalnızlaşıyoruz…
Onu ilk tanığımda, çocuk yaşlarımdan yeni yeni çıktığım yıllardı… 70’li yıllarda babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki mütevazı saatçi dükkânına gelirdi. Gepegenç bir avukattı ve iş yerimizin karşısında bulunan Dedeler Hanı’nda büro açmıştı. Konya Kültür ve Turizm Derneği’nde Feyzi Halıcı’nın sohbetlerine de katılırdı.
İyi bir hukukçuydu ama bizler onun hukuk yönünden ziyade kitaplarıyla tanımaya başladık… Şiirleriyle ve düşünce kitaplarıyla ismini kalplerimize kazıdı… O şair kimliğini hiçbir zaman ön plana çıkarmayı istemedi, kendini hep gizledi… İşin hep mutfağında kalmayı tercih etti. Gençlere yol gösterdi, evindeki eşsiz kütüphanesinin kapılarını onlara açtı, yazar adaylarına rehberlik etti…
Uzun bir ömürdü… ama hangi ömür uzun olabilirdi ki? Şehir kültürüne kazandırdığı kitaplarla ölümsüzlüğün kapılarını aralamayı başarmış, sessiz ama vakur duruşlu bir can olarak gönüllerde yer etti… 82 yıllık ömründe okumaktan, çok okumaktan gözleri yorulmuştu; önce gözlerini bıraktı sonra bedenini…
Bugün Ali Uğur Gündem ağabeyimizi ebediyete uğurladık…
Şiirlerini kalbimize gömmedik; onları gökyüzünün saf bulutlarına emanet ederken, şehir yine aynı umursamaz tavırlarıyla savruluyordu…




























