Orta doğu, ateş çemberi içinde ve tüm insanlık film seyreder gibi seyrediyor. Biz biliyoruz ki Orta doğuda en büyük hazine petrol; ancak, hassasiyetin en yoğun olduğu kaynak ise SU;bölgedeki su hassasiyetinin en yüksek olduğu ülke İsrail. Bu hassasiyet sonucundadır ki; İsrail'in su konusundaki tavrı Ortadoğu coğrafyasında en önemli belirleyicidir. Bölgede yaşanan İklim değişikliği, kuraklık ve su kıtlığı sorunuOrtadoğu’yu yeniden şekillendirirken, “Su KaynaklarınınKontrolü” en önemli silah olarak görülüyor. Gelecekte suyuntüm Ortadoğu’da çok pahalı olacağını tahmin etmek için kâhinolmaya gerek yok.
Öte yandan ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasının ardından Körfez ülkelerinin İran'ın hedefi haline gelmesi bölgedeki gerilimi tırmandırırken, su fakiri olan bölgede içme suyu kaynaklarının hedef haline gelme ihtimali endişeleri artırıyor. İran içme suyunun büyük kısmını hâlâ nehirler ve yeraltı sularından sağlarken, Körfez ülkelerinde doğal tatlı su kaynakları çok sınırlı. Kuveyt, Umman ve Bahreyn gibi bazı ülkeler içme suyunun neredeyse tamamını bu tesislerden elde ediyor. Körfez’de yaklaşık 100 milyon kişiye içme suyu sağlayan yüzlerce tuzdan arındırma tesisinin potansiyel hedef haline gelebileceği İran’ın tehditlerinden anlıyoruz.
Hâlihazırda dünyanın en az su güvenliğine sahip bölgesi olan Orta Doğu ve Körfez ülkeleri gelecek yıllarda suyla ilgili olağanüstü zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. Orta Doğu’da nüfusun hızla artması ve kentsel alanlarda yoğunlaşması su kıtlığının çatışmaya yol açma potansiyelini arttırmaktadır. Su arzının talebi karşılamaması ve su kıtlığının derinleşmesi, Bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkları tetiklemekte ve çatışmalarda çarpan etkisi yapmaktadır.
Muhtemeldir ki; Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamındasınırlar yeniden belirlenirken, uluslararası alanda görünen kaynakpetrol yatakları; bölgesel bazda ise su kaynakları görünmeyen, ancak ısrarla sahip olunmak istenen doğal kaynak olacaktır. Çünkü Su, bölgedeki en önemli stratejik belirleyicilerden biri haline gelmiştir. Bölge siyaset uzmanlarına göre, su temelli çıkacak her savaş sonu gelmeyen süreçlerin de temelini oluşturacaktır.
Bir ülke bir başka coğrafyaya bomba yağdırırken, çoğu zaman neden sorusunun yanıtı sadece siyasi değil, doğaldır da. Çünkü suyun olduğu yerde hayat; hayatın olduğu yerde egemenlik savaşı vardır. Bugün Filistin’de Gazze’de, Lübnan’da, Irak’ta ve son olarak da İran’da yaşanan yıkımın sadece bir askeri operasyon olmadığını, arka plandaki bir başka savaşa da işaret ettiğini de görmek zorundayız: SU SAVAŞI.
İsrail, Orta Doğu’nun su stratejisini belirleyen ülkelerden biri haline geldi. Su kıtlığı, İsrail’in stratejisinde bir “güvenlik meselesi” olarak görülebilmektedir. Ülke genelinde deniz suyu arıtımı damla sulama sistemleri ve yer altı su havzalarının kontrolü sayesinde su bağımsızlığına oldukça yakın. İsrail, bu durumu dünya gıda güvenliği içinde bir tehdit unsuru olarak kullanabilir.
Nedeni su ya da başka bir şey, Ortadoğu’nun karışıklığı her geçen gün artarken, Gerilimin yüksek olduğu bölgelerden biri de Fırat ve Dicle Nehirleri havzasıdır. Türkiye’nin suyun daha verimli kullanılması için barajlar inşa etmesi tarafları (Irak, Suriye) birçok defa karşı karşıya getirmiştir.
Dünyanın polisliğine soyunan ABD’nin, İsrail’in güdümüyle Orta Doğu’da uygulamaya koyduğu BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) kapsamında Irak, Suriye ve Filistin’den sonra İran’da istenilen kazanım sağlandıktan sonra gözlerin Türkiye’ye çevrileceğ
Hatta bazı yorumculara göre, Türkiye’nin sınır aşan sulardaki hâkimiyeti bahane edilerek Ortadoğu’ya hükmetme planı bir bölgesel savaşa yol açabilir. O nedenledir ki; Ülke olarak elimizdeki en değerli kozlardan biri olan su kaynaklarımızın değerini bilmeli, birlik ve beraberlik içinde kutsal vatan topraklarına sahip çıkmalıyız. Ülkemizi BOP bataklığını bulaştırmamalıyız. Sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişim bizim içinde bir BEKA sorunu haline gelebilir. Lütfen dikkat. Kalın sağlıcakla.



























