Tüm canlıların yaşaması için hava ve su kadar besin yani gıda gereklidir. Gıdanın kaynağı ise tohumdur, topraktır. Tohumla toprağı buluşturarak bitkisel üretimde bulunma sanatı ise tarımdır.
Sürdürülebilir yaşam, sürdürülebilir tarım ile mümkündür. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği toprağın bereketine bağlıdır. Bitkisel ve hayvansal besin kaynaklarına ulaşmak için topraklarımızın verimliliği artırmak, bereketli kılmak için çiftçisinden akademisyenine, sanayicisinden esnafına, bürokratından siyasetçisine kadar tüm tarafların seferberlik ruhu içinde topraklarımıza sahip çıkmak ve bereketini artırmak milli bir görevdir.
Bizde bu görevimizi yerine getirmek ve getirmek isteyenin sesi olmak üzere yaklaşık üç aydır Konya Olay TV ekranlarında “Sürdürülebilir Tarım İçin BU TOPRAĞIN BEREKETİ” programının yapım ve sunumunu gerçekleştiriyoruz.
Programımıza tarımla ve toprakla ilgili her kesimden insanımızı konuk ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Geçtiğimiz programlarda konuklarımızın ifadelerinden yola çıkarak sormak istiyorum:
Bu haliyle Tarımda sürdürülebilirlik mümkün mü?
Çiftçimiz ağzını açtığında girdi maliyetlerinden, para kazanamadığından, üretim yapmak için gerekli mazot, gübre ve tohumun pahalılığından, tarımsal desteklerin yetersizliğinden bahsediyor, daha fazla destek istiyorlar. Bunlara ilaveten bölgede yaşanan kuraklık ve su azlığı sorununa da çare bulunmasını, sulu tarıma devam etmek istediğini, devletin dış havzalardan su getirmesini bekliyor.
Oda başkanları ise çiftçinin sorunlarını üst makamlara ilettiklerini kısmi olarak bazılarına çözüm bulunduğunu ancak daha geniş çaplı hizmetler beklediklerini belirtiyorlar. Onlar da çiftçilerimiz gibi üretim maliyetlerinden ve ürünün pazarlama sorunundan, Üretici Birliklerinden, TMO, TOBB gibi kurum ve kuruluşların daha fazla destek olmasını bekliyorlar.
İşin uzmanı Mühendislerimiz ve Üniversitelerden katılan akademisyenlerimiz ise işe daha bilimsel yaklaşıp, öncelikle iklim değişikliği ile birlikte ortaya çıkan çevresel sorunlara uyum için yeni teknolojilerin kullanılmasını; tarımsal kalkınma için havza bazlı tarım politikalarının geliştirilmesini, suya göre tarım yapılmasını öneriyorlar. Sulu tarımın gerekliliğinden bahsedip, bunun çözümü olarak görülen dış havzalardan su getirilmesinin maliyetli ve zaman alacağını bunun yerine su bütçesine uygun bitki ürün desenlerinin değiştirilmesi, yeraltı su kuyularının ruhsatlandırılmasını ve ruhsatsız kuyu açılmamasını tavsiye ediyorlar.
Tüm bunların yanı sıra çarşıda pazarda markette bakkalda tüketiciler gıda ürünlerin pahalılığından ulaşamadıklarından, yeterince beslenemediklerinden bahsediyorlar ki, haksız da değiller.
Görüldüğü üzere ülkemizin kalkınmasında ve vatandaşlarımızın gıda güvenliğinde önemli bir yeri olan tarımın gidişatı çok da sağlıklı görünmüyor. TÜİK verilerine göre gıda fiyatlarındaki artışın devam etmesi, çiftçilikte ortalama yaş oranının 58’e ulaşması, ülkemizin ekonomik büyüme rakamlarında her sektörde artı yönde ilerleme olurken tarımda eksiye (-12) düşmesi gerçeğini de göz önüne alırsak bu haliyle tarımın sürdürülebilirliği mümkün görünmüyor.
O halde Bakanlık başta olmak üzere konuyla ilgili tüm kişi kurum ve kuruluşlar bir araya gelip sürdürülebilir tarım konusunu ele almalı ve acil tedbirler alınmalıdır. Unutmayalım ki; toprağımızın bereketi devam ediyor ancak devran böyle giderse bir gün toprakta pes edebilir. Toprağını ve tarımı hor gören geleceğini zor görür. Kalın sağlıcakla.



























