
Gece ağır indi şehrin üzerine.
Okulun avlusunda sessizlik var.
Tahta sustu, zil sustu,
ama gökyüzü konuşuyor.
Çünkü bu gece
göğün karanlık sayfasına
yüz elli üç yeni yıldız yazıldı.
Birinci yıldız
henüz alfabeyi yeni öğrenmişti.
İkinci yıldız
defterinin köşesine güneş çiziyordu.
Üçüncü yıldız
annesi akşam gelince
“Bugün öğretmenim beni övdü” diyecekti.
Dördüncü yıldız
henüz büyüyüp ne olacağını bilmiyordu.
Beşinci yıldız
doktor olmak istiyordu,
altıncı yıldız
gökyüzünü inceleyen bir bilim adamı.
Yedinci yıldız
futbol topunun peşinden koşan
tozlu ayakkabılar bırakmıştı geride.
Sekizinci yıldız
kardeşine masal anlatacaktı.
Dokuzuncu yıldız
ilk şiirini yazıyordu defterine.
Onuncu yıldız
büyüyünce dünyayı güzelleştirmek istiyordu.
…
Derken gökyüzü
saymaya devam etti.
Her yıldız
bir çocuğun kalbi,
bir annenin duası,
bir yarım kalmış hayaldi.
Otuzuncu yıldız
oyuncak arabasını bıraktı.
Kırkıncı yıldız
henüz bisiklet sürmeyi öğrenmişti.
Ellinci yıldız
öğretmeninin anlattığı bir masala gülüyordu.
Yetmişinci yıldız
defterine kocaman bir barış güvercini çizmişti.
Yüzüncü yıldız
arkadaşına kalemini ödünç vermişti.
Ve gök
susmadan saydı…
Yüz onuncu,
yüz yirminci,
yüz otuzuncu yıldız…
Hepsi
küçük kalplerin ışığıydı.
Sonra
yüz elli üçüncü yıldız doğdu.
O yıldız
en parlak olanıydı.
Çünkü içinde
153 çocuğun sesi vardı.
Ve gece rüzgârı
dünyaya şöyle fısıldadı:
“Bakın göğe…
O yıldızlar
sadece ışık değil.
Onlar
okula giden
ama göğe yükselen
yüz elli üç masum çocuktur.”
Ve gökyüzü o gece
ilk kez
bir sınıf gibi parladı.
*****


























