Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporlarına göre: Dünyanın Geleceğini Tehdit Eden 3 Etken;
1.Kontrolsüz Nüfus Artışı; Dünya’nın nüfusu 1950’lerde 2.5 milyar iken, 1997’de 5.9 milyar, 2014’te 7.2 milyar iken 2025’te 8 milyar, 2050’de ise12 milyar olması beklenmektedir.
2.Anormal Ekonomik Büyüme; Dünya ekonomisinde mal ve hizmet alımlarında dönen para 1960’da 4 trilyon dolar iken1995’te 20 triyon dolar, 2004’te 40.7 trilyon dolar, 2012’de ise 63 trilyon dolar, 2025 itibarıyla ise bu rakam 90-100 trilyon dolara ulaştığı düşünülmektedir.
3.Adaletsiz Gelir Dağılımı; Yukarıdaki rakamın % 85’ini dünyanın % 15’i (zengin ülkeler) kullanırken , geriye kalan %15’lik dilimdeki para ise dünya nüfusunun % 85’inde dönüyor, yani gelir dağılımı adaletsiz devam ediyor.
Bu üç etkenin sonucunda; Tüm besin maddelerinde, ekilen tarım alanlarında, kullanılabilen suda, solunabilen temiz havada kişi başına AZALMA olmaktadır.
Öte yandan, küresel ısınma ile birlikte dünyanın ortalama sıcaklığı artmaktadır. (yaklaşık 1.2 derece). Yapılan araştırmalar gösteriyor ki ortalama sıcaklıktaki 1 derecelik artış, insanları besleyen besin maddelerinin başında gelen buğday, pirinç ve mısır veriminde yaklaşık % 10’luk azalmaya yol açıyor,
Küresel düzeyde ürün kaybına neden olan çevresel etkenlerin başında toprak erozyonu ve verimli tarım topraklarının çölleşmeyle yitirilmesi ile tarım alanlarının tarım dışı gaye ile elden çıkarılması önemli yer tutuyor. Küresel Isınma ve iklim değişikliği bu oluşumu tetikliyor.
Birçok bitki hastalığı için ideal koşullar oluşturan sıcak ve nem birlikteliği tropikal bölgelerdeki buğday yetiştirilmesini zorlaştırabilir. Yüksek sıcaklıklar, buğdaya uygun olmayan bölge sınırlarını ekvatordan kutuplara kadar çıkarabilir. Yani bitkilerin yaşam koşulları daha kuzeye kayabilir.
Birleşmiş Milletler uzmanları başta olmak üzere, hemen her ülkenin bilim adamlarının üzerinde durduğu konudur. Son yıllarda artık siyasi otoriteler ve hükümetlerde bu konuda ciddi adımlar atılması gerçeğini kabullenmiş ve harekete geçmişlerdir.
Hızla sanayileşmeye başlayan yoğun nüfusa sahip ülkelerde onları ağır biçimde tahıl ithalatçısı yapan üç unsur göze çarpıyor: GELİRLER ARTTIKÇA; Tahıl Tüketimi Artıyor; Tarım Arazileri Azalıyor; Tahıl Üretimi Düşüyor.
Bir ülke sanayileştikçe ve modernleştikçe tarım alanları yerini sanayi ve mesken sahaları alır. Otomobil kullanımı yaygınlaştıkça yol, otoyol ve park yeri inşaatları için tarım alanları kullanılır. Çiftçiler, küçük toprak parçaları sahibi çiftçiler ekonomik girdileri azaldığından çoğunlukla arazilerini terk ederek başka yerde iş aramaya başlarlar. Yani ana yurdunda karnı doymayan insan başka memleketlere GÖÇ eder.
Bugünkü koşullar altında dünyada 820 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık 1/3 nü barındıran sadece Çin ve Hindistan’ı beslemek için gerekli gıdayı bulmak dünya insanları için kaygı verici gözüküyor.
Dünyada yoksul halklarının yaşadığı tropikal ve subtropikal bölgelerdeki bazı yerlerde AÇLIK tehlikesinde daha da artış olabilecektir.
Biliyoruz ki, hiç bir ülke kendi geleceğini dünyanın çevresel geleceğinden ayrı düşünemez.Türkiye’de dünyanın çevresel geleceğine paralel olarak aynı sıkıntılarla karşı karşıyadır. Orta enlem kuşağında yer alan Türkiye’nin gelişmesi ve sanayisi büyük ölçüde tarıma dayalıdır. Erozyon, çölleşme, plansız kentleşme ve verimli tarım topraklarının amaç dışı kullanımı nedeniyle tarım alanları elden çıkmaması için çaba gösterilmeli gıda güvenliğimizin sigortası konumundaki tarıma ve çiftçilerimize sahip çıkılmalıdır.Aksi durumda gıda güvenliği bir beka sorunu halini alabilir. Kalın sağlıcakla.


























