Bir değim var “Geçmişin tohumları bu günün çınarları olur” derler.
Hayat, bazen başladığı yere döner, dönerken cebinde koca bir ömür taşıyan zarif bir döngüdür.
Yıllar önce kara tahtanın önünde gözlerinin içine bakıp geleceğine dair umutlar beslediğim, her fırsatta “ben hocam, ben” diye parmak kaldıran o küçük ilkokul öğrencim, Ankara Balgat’ta Mardin sofrasında Şerif Usta’nın yerinde karşımdaydı.
Yıllar önce Batman’da düzenlenen bir etkinlikte tertip heyeti olan Batman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Arif Aslan bana ödülü verme kararı almış.
Salonda Vali, Belediye Başkanı, yüksek düzeyde asker, sivil bürokratlar dururken sürpriz isimde karar kılmışlardı. ilkokul öğrencim ve o günlerde Baro Başkanı Sabih Ataç. İlk okul öğrencim ile yıllar sonra o gün karşılaştım.
Adaletin, insan hakları ve sivil toplumun gür sesi geçmişin Batman Baro Başkanlığı yapmış Ataç’ı yıllarca gururla izledim.

Zaman denilen hızlı nehir, benim diktiğim o fidanın yüreğinde mazlumların nefes aldığı bir çınara dönüştürmüştü adeta.
Batman’ın adalet mücadelesinde bayrağı göğüsleyen öğrencimin davetiyle Mezopotamya kalbi sayılan Mardin sofrasında sınıf arkadaşı, benim de kadim dostum Avukat Kemal Akkurt ile üçümüz bir araya geldik.
Bu buluşma sadece iki eski dostun buluşması değildi, bir öğretmen ile ömrünü hakikate adamış hukukçuların zamanı aşan kucaklaşmasıydı.
Mardin mutfağının o köklü kokuları masaya yayıldı.
Sofradaki tabaklar adeta birer tarih sahnesi gibi yerini alıyordu. En nefis baharatların uyumuyla harmanlanmış, incecik bir sanat eseri gibi sarılmış Mardin usulü kibbe (içli köfte), hemen yanında buğusu üstünde tüten, zahmetli yolculuğunu anlatan kaburga dolması. Ünlü ekşili patlıcan dolması, dobo, Mardin Kebabı, mumbar dolması her lokmada o çok kültürlü, çok dilli hafızada gizliydi.
Öyle ki sohbetimiz 1969-1973 yılları arası bölgede temsil ettiğim gazetelerin anısını gitti.
Adı Mardin ile anılan Vali Celal Kayacan’a Günaydın’da tam sayfa “Baba Kayacan” haberim ile; Mava dağında o zamanlar adı YSE ( Yol Su Elektrik) olan kurumda yol yapan milli atleti nasıl Mardin’de yardımcım olarak gazeteci yaptığımı ( ki o isim Adnan Avuka meşhur fotoğraf ustası olarak Amerika’dan Avrupa’ya dünyanın bir çok yerinde çektiği tarihi resimler ile Mardinli tanıttı) anlatmadan geçemedim.

Yüzüne baktığımda ise, o ilkokul sıralarındaki meraklı, haksızlığa karşı o günden itiraz eden kararlı duruşu ile Sabih karşımda oturuyordu.
Batman Barosu'nda insan hakları için yıllarca çarpan bir yüreğin, sivil toplumda kazanılan başarıların haklı gururu ve olgunluğu vardı.
Mardin’in zengin mutfağı, öğrencim ile elli yılın ardında olgunlaşan o köklü bağımızın adeta bir aynası gibiydi.
Lezzetleri paylaşırken bir yandan geçmişi, anıları ve geleceğe dair adaletin de umudunu paylaşıyorduk.
Değerli okuyucular bir eğitimcinin hayattaki en büyük mirası, yetiştirdiği öğrencilerinin dünyaya bıraktığı güzel izlerdir.
O akşam Mardin sofrasının o büyüleyici atmosferinde, tabağımızdaki lezzetler eşliğinde bir kez daha anladım ki; doğru yere ekilen hiçbir tohum zayi olmuyor.
İnsanlar ve toplum için adalet arayan iki avukatla gurur duymak, bu hayatta bana bahşedilen en güzel rütbedir diyorum.
Ne yazık ki gece yarısının çok ötesine kadar sürsün istediğim buluşma aynı gün Batmanlılar Vakfının yemeği ile kesişince bir dahaki seferde daha uzun bir buluşma sözü ile beni Vakıf yemeğinin verildiği
Çukurambar Holiday İn oteline öğrencim bıraktı.
Şunuda yazmadan geçemeyeceğim; vakfın muhteşem menüsünden tek lokma alamadım. Mardin Sofrasının ünlü yemeklerini eriten soda ve kola içmek ile yetindim.



























