Bazen insan bir görüntü izler ve uzun uzun düşünür.
“Biz nereye geldik?” diye sorar kendi kendine.
Geçtiğimiz günlerde böyle bir görüntü düştü sosyal medyaya. Karaman’da İstiklal Marşı Arapça okunuyor.
Bir an durup düşünüyorsunuz. Burası Karaman. Hani şu yüzyıllar önce Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Divanda, dergâhta, bargâhta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” diyerek Türkçeyi devlet dili ilan ettiği şehir. Yani Türkçenin onurunun korunduğu yerlerden biri.
Şimdi aynı şehirde, bu milletin bağımsızlık marşı başka bir dilde okunuyor.
Elbette mesele başka bir dil düşmanlığı değil. Dil öğrenmek de güzeldir, başka kültürleri bilmek de kıymetlidir. Ama bir milletin marşı, o milletin dilinde yankı bulur. Çünkü o kelimeler o dilde doğmuştur.
Mehmet Akif Ersoy o dizeleri yazarken sadece şiir yazmıyordu. Bir milletin savaşını, yoksulluğunu, umudunu yazıyordu. “O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak” derken o kelimeler Türkçenin içinden doğuyordu.
Bu yüzden insanın aklına şu soru geliyor: Biz eğitimde gerçekten neyi anlatıyoruz? Çocuklara ne öğretiyoruz?
Eğitim sistemimiz yıllardır sürekli değişiyor. Müfredatlar değişiyor, kitaplar değişiyor, sınavlar değişiyor. Ama bir türlü değişmeyen bir şey var: karmaşa.
Okullar bilgi veren yerler olmaktan çok sınav hazırlık merkezlerine döndü. Öğrenciler düşünmekten çok ezberliyor. Öğretmenler yetiştirmekten çok yetişmeye çalışıyor. Sonuçta ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor.
Toplumun bir kısmı çok öfkeli, bir kısmı çok yorgun, bir kısmı ise artık hiçbir şeye şaşırmıyor.
Karaman’daki görüntü aslında tek başına bir mesele değil.
O görüntü bize başka bir şeyi gösteriyor. Biz galiba bazı şeyleri yavaş yavaş önemsememeye başladık.Dil, kültür, hafıza gibi. Oysa bir millet bunlarla ayakta kalır.
Bir marş sadece bir törenin parçası değildir. Bir milletin ortak duygusudur ve bazı şeyler vardır ki, onları değiştirdiğinizde belki hiçbir şey olmamış gibi görünür.
Ama aslında çok şey değişmiş olur.


























