Sokakta yürürken insanların yüzüne bakıyorum. Kimsenin yüzünde huzur yok, sükunet yok. Herkes bir yere yetişiyor ama kimse bir yere varmıyor. Öfke hepimizin cebinde.
Bu ülkede bazı meslekler artık sadece meslek değil, hedef hâline geldi. Öğretmen tedirgin, doktor yorgun, polis diken üstünde. Bir dönem kutsal dediğimiz işler, bugün en savunmasız alanlara dönüştü. Daha dün bir kadın öğretmen, öğrencisi tarafından katledildi. Bir öğretmenin sınıfında öldürülmesi, sadece bir cinayet değildir; o sınıfta oturan bütün çocukların geleceğinden bir parça koparılmasıdır.
Sebebi ne? Ekonomik sıkışmışlık mı? Sosyal çürüme mi? Aile yapısındaki dağılma mı? Otorite boşluğu mu? Hepsi. Ama belki de en çok, değerin yer değiştirmesi.
Eskiden öğretmenin karşısında ayağa kalkılırdı, şimdi öğretmen öğrencinin karşısında kendini savunmak zorunda kalıyor. Doktor can kurtarırken şiddete uğruyor. Polis düzen sağlarken linç ediliyor.
Gençler, en çok da gençler etkileniyor bu zeminde. Umutları dar, gelecek kaygıları büyük. İş bulma korkusu, geçim telaşı, sosyal medyanın köpürttüğü sahte hayatlar. Herkes bir başkasının hayatına bakarak kendi hayatına öfkeleniyor. Bu öfke biriktiğinde patlamak için en yakına çarpıyor. Bazen bir öğretmene, bazen bir doktora, bazen sokaktaki rastgele bir insana.
Kanunlar zayıf diyebilirsiniz. Cezalar caydırıcı değil diyebilirsiniz. Doğru. Ama mesele sadece yasa değil. Mesele, toplumun birbirine karşı kurduğu dil, anlayış. Televizyonda, siyasette, sokakta kullanılan üslup. Sürekli bağıran, aşağılayan, kutuplaştıran bir dilin ortasında büyüyen bir gençten sükunet beklemek ne kadar gerçekçi?
Şunu kabul edelim: Biz uzun zamandır birbirimizi dinlemiyoruz. Herkes konuşuyor, kimse anlamaya çalışmıyor. Öğretmen anlatamıyor, öğrenci dinlemiyor. Anne baba uyarıyor, çocuk inanmıyor. Devlet söylüyor, vatandaş güvenmiyor.
Bu gidişat iyi değil. Çünkü şiddet sıradanlaştığında, bir gün herkes sıradan bir haber başlığına dönüşebilir. Bir öğretmen daha, bir doktor daha diye başlayan cümleler, alışılmış cümleler hâline gelmemeli.
Toplum dediğimiz şey, birbirine güvenen insanların toplamıdır. Güven yoksa geriye kalabalık kalır.
Belki çözüm büyük nutuklarda değil; evde, okulda, sokakta yeniden saygıyı inşa etmekte.
Eğer bunu kaybedersek, geriye sadece öfke kalır. Öfkenin hüküm sürdüğü yerde ise kimse güvende değildir.



























