Bazı haberler vardır, okuyup geçemezsiniz. Gün içinde aklınıza takılır, durduk yerde içiniz sıkışır.
Karamürsel’de bir markette yaşanan o olay da öyleydi.
Bir kişi, kediyi sevme bahanesiyle yanına çağırıyor… Sonra da yüzüne kimyasal sıkıyor.
İnsan bu cümleyi kurarken bile zorlanıyor. Çünkü mesele sadece bir hayvana yapılan kötülük değil. Daha derin bir şey bu. Daha rahatsız edici.
Bizim de evde bir kedimiz var. Akşamları gelip yanıma oturur. Bazen hiçbir şey yapmaz, sadece durur. Ama o duruş bile bir bağ kurar insanla. Güvendiğini hissedersiniz.
İşte o yüzden o haberi okuyunca ilk aklıma gelen şey şu oldu: O kedi de güvenmişti.
Bir insanın yanına gelmişti. Ve karşılığında gördüğü şey: Acı. Bu noktada insanın içi bir tuhaf oluyor.
Şunu açık açık söylemek lazım: Ha insan, ha hayvan… hiç farkı yok. Can dediğin şey, can. Acı dediğin şey, acı.
Bir insana bunu yapsanız ne hissediyorsak, bir hayvana yapıldığında da aynısını hissetmemiz gerekiyor.
Araya “ama o hayvan” diye bir mesafe koyduğumuz an, aslında kendi vicdanımızdan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Toplumda sık duyduğumuz bir cümle var: “Alt tarafı bir hayvan…”
Ben bu cümleyi hiçbir zaman doğru bulmadım. Çünkü mesele hayvan değil. Burada mesele insan.
Bir insan, kendisinden daha güçsüz olana nasıl davranıyor… Asıl hikâye burada başlıyor. Eğer orada merhamet yoksa, başka yerde aramanın da çok anlamı kalmıyor.
Şunu da göz ardı etmemek lazım: Bu tür olaylar küçük değildir.
Bugün bir hayvana zarar veren birinin, yarın sınırlarının nerede duracağını kim garanti edebilir?
O yüzden bu meseleye “geçmiş olsun” deyip kenara çekilecek bir konu gibi bakamıyorum.
Bu bir karakter meselesi. Bir vicdan meselesi.
Bazen düşünüyorum… Çocuklara ne öğretiyoruz? Sokakta bir kediye taş atan bir çocuğu görüp “çocuktur” deyip geçersek, aslında büyüyünce nasıl biri olacağını da biraz kabul etmiş oluyoruz. Merhamet küçük yaşta öğrenilmiyor, sonra kendiliğinden gelmiyor. Eksik kalıyor.
Karamürsel’de yaşanan o olay, belki tek bir kediyle ilgiliydi. Ama aslında hepimizle ilgili. Çünkü bu tür şeyler, bir toplumun içini gösterir. Ne kadar duyarlı olduğumuzu, neyi normalleştirdiğimizi…
Ben evde kedimi severken şunu hissediyorum: Bu sadece bir hayvanı sevmek değil. Biraz da insan kalabilmek meselesi.
Çünkü insan olmak, sadece insanlara iyi davranmakla olmuyor. Bazen bir hayvana nasıl davrandığın, seni çok daha net anlatıyor.
Ve galiba en acısı şu:
Bazıları bu sınavı farkında bile olmadan kaybediyor.



























