Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada kısa bir video izledim. İstanbul’da, Eyüp Sultan’da çekilmişti. Henüz 13-14 yaşlarında bir kız çocuğu, hayrına çikolata ve kurabiye dağıtmak için gelmişti. Muhtemelen gönlünden geçen şey çok basitti; insanlara ikramda bulunmak, birkaç teşekkür almak, belki bir iki hayır duası işitmek...
Ama görüntüler hiç de öyle olmadı.
Kız çocuğu alana adımını atar atmaz etrafı onlarca kişi tarafından sarıldı. Tepsideki ikramlar saniyeler içinde tükendi. Bir kişi aldı, sonra bir daha aldı. Kimi avuç avuç topladı, kimi çantasına doldurdu. Arkada bekleyenleri düşünen neredeyse olmadı. İnsanlar birbirinin önüne geçmeye çalışıyor, bazıları ikrama ulaşabilmek için adeta yarışıyordu.
En çok da küçük kızın yüzündeki şaşkınlık dikkatimi çekti.
O, paylaşmanın güzelliğini yaşatmak istemişti. Karşısında ise paylaşmayı unutan bir kalabalık buldu.
Şimdi dürüst olalım.
Buna açlık diyebilir miyiz? Hayır.
Gerçek açlık başka bir şeydir. Aç insan ekmeğin kıymetini bilir. Aç insan başkasının hakkına el uzatmanın mahcubiyetini taşır. Aç insan, "Arkadaki de alsın" diye düşünür.
Burada gördüğümüz şey açlık değil; açgözlülüktür. Bir kurabiyeyi iki kurabiye yapmak istemektir. Kendine yeterken daha fazlasını kapmaya çalışmaktır. "Ben alayım da gerisi ne olursa olsun" anlayışıdır.
Aslında mesele birkaç çikolata ya da birkaç kurabiye değildir. Mesele, toplum olarak birbirimizi düşünme refleksimizi kaybetmeye başlamamızdır. Eskiden insanlar sıraya girerdi. Çocuklara öncelik verilirdi. Yaşlılar gözetilirdi. Bir ikram uzatıldığında herkes birbirine yer açardı.
Bugün ise birçok yerde farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz. Trafikte, markette, sosyal hayatta, hatta en küçük ikramlarda bile önce kendimizi düşünür hale geldik.
Oysa medeniyet dediğimiz şey tam da burada başlar.
Medeniyet, ihtiyacın kadarını alıp geri kalanını başkasına bırakabilmektir. Medeniyet, hakkın olmayanı istememektir. Medeniyet, kalabalığın içinde bile vicdanını kaybetmemektir.
Eyüp Sultan gibi maneviyatın merkezlerinden birinde yaşanan bu görüntüler aslında hepimize ayna tutuyor. Sorun birkaç kişinin davranışı değil; sorun, giderek normalleşen bir anlayışın toplumda karşılık bulmasıdır.
Belki de artık çocuklarımıza paylaşmayı öğretmek kadar, büyükler olarak paylaşmayı yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği kasasındaki para değil, vicdanındaki merhamettir.
Ve bir kurabiyeyi paylaşamayan toplumlar, çok daha büyük değerleri de zamanla kaybetmeye başlar.




























Harikasın çok güzel Anlatılmış bir konu inşallah bir ibretlik olur.
HERGÜN bu düşüncelerin binlercesi aklımdan geçiyor. Teşekkürler varolun