Konyaspor bu sezon aslında iki farklı hikâye yaşadı. Ligin ilk bölümünde hem oyun anlamında hem de sonuçlar açısından zaman zaman sıkıntılı bir görüntü vardı. Taraftarın eleştirdiği, “Acaba sezon nasıl geçecek?” dediği dönemler oldu. Ancak özellikle sezonun ikinci yarısıyla birlikte takımın toparlandığını, oyun disiplinini yeniden kazandığını ve sahada ne yaptığını bilen bir görüntü verdiğini gördük.
Bence sezonun en önemli kısmı da burada başladı. Çünkü kötü başlayan süreçlerden sonra yeniden ayağa kalkabilmek her takımın başarabileceği bir iş değildir. Konyaspor bunu yaptı. Özellikle mücadele gücü yüksek, daha organize ve ne oynadığını bilen bir takım haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak da ligi iyi sayılabilecek bir noktada tamamladı.
Ama sezonun en büyük başarısı hiç şüphesiz Ziraat Türkiye Kupası finaline çıkması oldu. Final oynamak kolay iş değildir. Türkiye Kupası’nda finale kadar gelmek; istikrar, doğru planlama ve ciddi bir takım karakteri gerektirir. Konyaspor bu süreçte bunu fazlasıyla gösterdi.
Final maçına baktığımızda ise açık söylemek gerekiyor; Konyaspor sahaya yakışan bir futbol koydu. Kendi oyunundan vazgeçmeyen, mücadele eden, rakibine teslim olmayan bir takım vardı sahada. Belki sonuç istediğimiz gibi olmadı ama oynanan futbol, mücadele ve ortaya konulan karakter herkesin takdirini kazandı.
Kaçan penaltı tabii ki maçın kırılma anı oldu. Futbolun içinde bunlar var. O penaltı gol olsa bugün kupayı konuşuyor olabilirdik. Ama bazen finallerde küçük detaylar sonucu belirliyor. Kazanan taraf Trabzonspor oldu ancak Konyaspor da kaybetmesine rağmen alkışı hak eden bir oyun ortaya koydu.
Bu noktada başta teknik direktör İlhan Palut olmak üzere futbolcuları, teknik ekibi ve yönetimi tebrik etmek gerekiyor. Çünkü sezonun başındaki tabloya baktığımızda bugün gelinen nokta küçümsenecek bir başarı değil.
En önemlisi de şu:
Konyaspor bu sezon taraftarına yeniden umut veren bir takım görüntüsü oluşturdu. Bence kazanılan en değerli şey de buydu.



























