Futbolun sadece bir skor olmadığını yıllardır söylüyoruz. Hele Dünya Kupası gibi organizasyonlarda hiç değildir. Çünkü Dünya Kupası, ülkelerin yalnızca sahaya çıkıp maç yaptığı bir turnuva değil; kendilerini dünyaya anlattıkları, güçlerini gösterdikleri, mesajlarını verdikleri dev bir uluslararası vitrindir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde düzenlenen Dünya Kupası'na baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Bazı ülkeler yaşadıkları savaşların izlerini dünyaya anlatıyor. Bazıları kültürlerini tanıtıyor. Bazıları yatırım çekmeye çalışıyor. Kimi ülkeler ise adını ilk kez milyonlarca insana duyurma fırsatı yakalıyor.
Kısacası herkes sahadaki skorun ötesinde bir hikâye anlatıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Aslında Dünya Kupası'ndayız. Ancak ne yazık ki turnuvaya erken veda eden ülkelerden biri olduk. İlk iki maçın ardından gelen sonuçlar, bizi daha grup aşamasında evimize dönmek zorunda bıraktı.
Elbette futbolda kazanmak da var, kaybetmek de.
Ancak asıl mesele sadece elenmek değil.
Asıl mesele, böylesine büyük bir organizasyonda nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Dünya Kupası boyunca bazı ülkeler oynadıkları futboldan daha fazla, ortaya koydukları hikâyelerle konuşuluyor.
Türkiye ise maalesef yine futbolun dışındaki tartışmalarla gündeme geliyor.
Futbol federasyonunun yıllardır çözülemeyen yapısal sorunları, uluslararası organizasyonlardaki etkinliğimizin azalması ve FIFA'nın dünyanın en büyük turnuvasında Türk hakemlerine görev vermemesi, üzerinde düşünülmesi gereken başlıklar olarak önümüzde duruyor.
Ne yazık ki Türkiye, turnuva boyunca futboluyla, oyun kalitesiyle, organizasyon gücüyle ya da başarı hikâyesiyle değil; daha çok saha dışındaki tartışmalarla gündeme geldi. Hatta bazı yabancı yayınlarda ve sosyal medya platformlarında milli futbolcularımızın saç modelleri, saç renkleri ve görüntüleri bile futbolun önüne geçen başlıklar arasında yer aldı.
Yanlış anlaşılmasın; kimsenin saçına, kıyafetine veya kişisel tercihine söz söylemek kimsenin hakkı değildir. Ancak Dünya Kupası gibi milyarlarca insanın takip ettiği bir organizasyonda ülkeler, çoğu zaman yalnızca oynadıkları futbolla değil, verdikleri görüntüyle de değerlendirilir.
Bir zamanlar Dünya Kupası'nda üçüncülük yaşamış, Avrupa'nın saygın futbol ülkelerinden biri olarak gösterilen Türkiye'nin bugün turnuvada kalıcı bir etki bırakamaması düşündürücüdür.
Çünkü Dünya Kupası sadece sahada kazanılmaz.
İtibar da kazanılır.
Prestij de kazanılır.
Ülke markası da güçlenir.
Bugün dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan bu organizasyonu takip ederken ülkeler kendilerini anlatıyor. Biz ise ne yazık ki yine "neden olmadı?" sorusuna cevap arıyoruz.
Belki de artık sadece futbolcuların performansını değil, futbolun yönetimini, planlamasını ve uluslararası temsil gücümüzü de konuşmamız gerekiyor.
Çünkü Dünya Kupası'nın sonunda kupayı sadece bir ülke kaldırır.
Ama doğru yöneten ülkeler, turnuva bitse bile kazanmaya devam eder.
Sorulması gereken soru şudur:
Türkiye Dünya Kupası'na katılmış bir ülke mi olmak istiyor, yoksa Dünya Kupası'na damga vuran bir ülke mi?
İkisi arasında çok büyük bir fark var.





























