Dünya Kupası bitti, şampiyon belli oldu. Ancak turnuvanın geride bıraktığı en güçlü iz, futbolun güzelliğinden çok Amerika’nın kibri, ayrımcı uygulamaları ve her şeyi paraya çeviren anlayışı oldu.
ABD, organizasyon boyunca dünyaya adeta şu mesajı verdi: “Turnuva dünyanın olabilir ama kuralları ben koyarım; istediğimi ülkeme alır, istemediğimi kapıdan çeviririm.”
Somalili hakem Omar Artan ülkeye sokulmadı. Irak kafilesinden bir futbolcu saatlerce bekletildi, kafiledeki bir fotoğrafçı geri çevrildi. İranlı taraftarlar biletleri olmasına rağmen vize engeline takıldı. İspanya’nın eski dünya şampiyonu Joan Capdevila bile finali izleyebilmek için Donald Trump’tan yardım istemek zorunda kaldı.
Dünyanın bazı insanlarını daha havaalanında eleyen bir ülke, gerçekten “Dünya Kupası” düzenlemiş sayılabilir mi?
Mısır Milli Takımı’nın Dallas’taki otelinde polisle yaşadığı gerginlik ve takım mensuplarının itilmesi de Amerikan kibrinin başka bir görüntüsüydü. Önce güç gösterildi, sonra özür dilenerek konu kapatılmaya çalışıldı.
Turnuvanın en tartışmalı olaylarından biri ise ABD’li Folarin Balogun’un kırmızı kart cezasının ertelenmesiydi. Donald Trump’ın açıkça devreye girmesinin ardından FIFA’nın geri adım atması, ev sahibi ülkeye ayrıcalık tanındığı düşüncesini güçlendirdi. Başka bir ülke bunu yapsaydı “siyasetin futbola müdahalesi” denilirdi. Amerika yapınca görmezden gelindi.
FIFA Başkanı Gianni Infantino ile Trump arasındaki yakınlık da kupanın üzerine siyasi bir gölge düşürdü. Futbol, ülkeleri birleştiren bir oyun olmaktan çıkarılıp Amerikan iktidarının propaganda sahnesine dönüştürüldü.
ABD’nin sömürgeci anlayışı artık yalnızca topraklarla ilgili değil. Kültürü, sporu ve uluslararası organizasyonları kendi kurallarına göre biçimlendirmek de çağdaş sömürgeciliğin bir başka şeklidir. Devre arası uzatıldı, şovlar futbolun önüne geçti, futbolcuların sağlığı için konulan su molaları bile milyon dolarlık reklam kuşaklarına dönüştürüldü. Yüksek bilet fiyatları nedeniyle futbolun gerçek sahipleri olan taraftarlar tribünlerden uzaklaştırıldı.
Amerika’nın düzenlediği Dünya Kupası’nın özeti şuydu:
Vizen varsa gel, paran varsa izle, güçlüysen konuş!
Statlar büyük, ışıklar parlak ve törenler gösterişli olabilir. Ancak iyi organizasyon yalnızca beton, reklam ve şov değildir. İyi organizasyon; adalet, eşitlik ve misafirperverliktir.
Amerika bunların hiçbirinde şampiyon olamadı.
Dünya Kupası sona erdi ama geride şu soru kaldı:
Dünyanın insanlarını kapısından çeviren, futbola siyaset karıştıran ve oyunun ruhunu reklama satan bir ülkeye dünyanın kupası yeniden teslim edilmeli mi?
Bence edilmemeli. Çünkü Amerika bu turnuvada dünyayı ağırlamadı; dünyaya gücünü dayatmaya çalıştı.




























