Bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak istiyorsanız, gökdelenlerine, alışveriş merkezlerine ya da otoyollarına değil; kaldırımlarına bakın. Çünkü kaldırım, medeniyetin en sade ama en anlamlı göstergesidir. Eğer bir ülkede kaldırım taşları yolla aynı seviyedeyse, yayalar güvenle yürüyebiliyorsa, araçlar oraya park etmiyorsa, işte orada insanlık vardır.
Ama kaldırımda çocuk arabasıyla yürüyemiyorsanız, yaşlı biri bastonuyla yol bulamıyorsa, tekerlekli sandalye kaldırıma çıkamıyorsa, orada yol değil, zihniyet bozuktur.
Bizim ülkemizde ne yazık ki yollar genişledikçe sabrımız daralıyor. Trafikte herkes acele içinde. Kimse bir saniyesini bile başkasına ayırmak istemiyor. Yaya geçidinde duran bir aracı görürseniz, şaşırıyoruz. Çünkü o kadar az ki… Hâlbuki orası yayanın hakkı. Ama bizde kurallar değil, bahaneler konuşuyor: “Arkadan gelen çarpar”, “Zaten kimse durmuyor”, “Bir ben mi dikkat edeceğim?”
Ada içinde dönene yol vermeyiz, önümüzdeki araçla aramıza bir nefeslik mesafe koymayız, sinyal vermek lütuf gibi gelir. Üstelik bütün bunları yaparken de sanki haklıymışız gibi davranırız. Oysaki kimin ne kadar sabırlı, saygılı, empatik olduğunu en çok trafikte görürsünüz.
Bazen düşünüyorum: Biz neden birbirimize bu kadar tahammülsüzüz? Oysa yol, hepimizin ortak alanı. Kimseye özel değil. Ama biz o yolu “benim” sanıyoruz.
Yaya geçidinde durmuyoruz çünkü “zamanımız değerli”.
Kaldırıma park ediyoruz çünkü “yer bulamadık”.
Korna çalıyoruz çünkü “acelemiz var”.
Oysa trafik sadece araçların değil, insanlığın sınavıdır. Gerçek medeniyet, hızla değil, saygıyla ölçülür.
Bir sürücü, yayanın hakkına saygı duyduğu kadar insandır.
Kaldırım taşlarını yüksek yaparsınız, yolları bariyerlerle doldurursunuz, her yere kamera koyarsınız ama eğer insan zihninde bir “trafik kültürü” yoksa, hiçbir düzenleme işe yaramaz.
Çünkü medeniyet, tabelayla, cezayla değil, vicdanla başlar.
Belki bir gün, yaya geçidinde duran bir sürücüye teşekkür etmek yerine, durmayanlara şaşırdığımız bir ülke oluruz.
Belki o zaman kaldırımlar, gerçekten insan içindir.
Ve belki o zaman, “medeniyet yolundayız” demek, sadece bir temenni değil; gerçeğimiz olur.




























Kalemine ruhuna sağlık sıhhat
İzninizle paylaştım hocam
Aynen katılıyorum