Bir yıl daha bitti. Yeni bir yılın eşiğindeyiz. Bu geçişler insana ister istemez aynı soruyu sorduruyor: Ne öğrendik, neyi yanlış yaptık ve neyi artık yapmamalıyız?
Siyasete baktığımızda bu sorunun cevabı çok da karmaşık değil. Uzun süredir aynı hataları tekrar ediyoruz. En başta da ayrıştıran dili. Her meselede karşı tarafı suçlayan, ötekileştiren, sertleştiren bir siyaset anlayışıyla yol almaya çalışıyoruz. Oysa bu yolun bizi bir yere götürmediğini yaşayarak gördük.
Ayrımcı siyaset kısa vadede heyecan üretebilir. Alkış toplayabilir. Ama uzun vadede toplumu yorar, güveni zedeler ve ortak geleceği zayıflatır. Çünkü bu dil konuşmayı değil bağırmayı, çözümü değil kavgayı büyütür. En çok da birlikte yaşama iradesine zarar verir.
Oysa bu ülkenin hafızasında başka bir gerçek var. Türkiye zor zamanları ayrışarak değil, birlik olarak aştı. İnsanların farklılıklarını kavga sebebi değil, zenginlik olarak gördüğü dönemlerde ayakta kaldı. Aynı hedefe bakabilmenin, aynı yarınlara inanabilmenin gücüyle yol aldı.
Yeni yıla girerken belki de en çok bunu hatırlamaya ihtiyacımız var. Bir tarafı büyütmek yerine ortak aklı büyütmeyi. Gürültüyü artırmak yerine sağduyuyu çoğaltmayı. Siyaseti öfkenin değil, sorumluluğun alanı hâline getirmeyi.
Çünkü bu ülke bağırarak ilerleyemiyor. Türkiye düşünerek yol aldığında güçleniyor. Konuşabildiğinde, birbirini dinlediğinde, yan yana durabildiğinde ayakta kalıyor. Tarih bunu defalarca gösterdi.
Yeni yıl elbette her şeyi bir anda değiştirmez. Ama niyetleri tazeler. Aynı hataları tekrar etmeme iradesini güçlendirir. Bari bu yeni yılda, siyasette aynı yanlışları yapmayalım. Ayrıştıran değil birleştiren, yoran değil onaran bir dili yeniden hatırlayalım.
Belki o zaman sadece takvim değil, siyasette iklim de değişir. Ve bu ülke, yeniden sakinliğin ve ortak aklın gücüyle yol alır.


























