6 Şubat’ın ardından tam üç yıl geçti. Takvim yaprakları değişti ama o sabahın soğuğu, o enkazın tozu, o çaresiz bekleyiş hâlâ içimizde. “Unutmadık, unutmayacağız” diyoruz. Doğru da. Ama durup kendimize sormamız gereken daha ağır bir soru var: Unutmamak yetiyor mu?
Bu ülke bir deprem ülkesi. Bunu artık çocuklar bile biliyor. Fakat bilmekle hazırlanmak arasındaki mesafe, enkazla hayat arasındaki mesafe kadar acı. 6 Şubat’ı anıyoruz, paylaşımlar yapıyoruz, siyah-beyaz fotoğraflarla kalbimizi yokluyoruz. Peki sonra? Sosyal medyada paylaşılan birkaç cümle, birkaç duygusal video gerçekten derdimize derman oluyor mu? Yoksa vicdanımızı kısa süreliğine rahatlatıp hayatımıza kaldığımız yerden devam etmenin kolay bir yolu mu bu?
Daha acısı şu: 6 Şubat, Marmara depremini unutturdu bize. Şimdi korkarım ki zamanı geldiğinde 6 Şubat’ı da unutturacak yeni bir felaketin eşiğinde olacağız. Bu topraklarda hafıza, ne yazık ki acıyla tazeleniyor. Sanki hatırlamak için illa bir bedel ödememiz gerekiyormuş gibi. Allah korusun, bu depremi de unutmamız için başka bir büyük deprem mi yaşamak lazım?
Devlete düşen sorumluluk büyük. Sadece kriz anında değil, her gün, her bütçede, her planlamada “deprem gerçeği”ni merkeze almak zorunda. Güvenli konutlar, sağlam altyapı, şeffaf denetimler ve günü kurtarmayan uzun vadeli politikalar… Yerel yönetimlerin görevi ise daha da somut: mahalle mahalle risk analizi, gerçekçi kentsel dönüşüm, göstermelik değil işlevsel afet planları.
Ama işin en zor kısmı bize düşüyor. Vatandaş olarak. Çünkü biz çoğu zaman unutmaktan yana tembeliz. “Bana bir şey olmaz” rahatlığıyla, “şimdi sırası mı?” bahanesiyle, “nasıl olsa kimse yapmıyor” teslimiyetiyle yaşıyoruz. Oysa deprem sadece binaları değil, geleceğimizi, umutlarımızı, hayallerimizi ve dahası insanları yıkıyor.
Unutmamak bir başlangıçtır, bir erdemdir. Ama tek başına bir çözüm değildir. Asıl mesele, hatırladığımız her gün ne yaptığımızdır. 6 Şubat’ı sadece bir yıldönümü olarak değil, bir vicdan muhasebesi olarak yaşadığımız gün, belki o zaman gerçekten bir şeyler değişir.
Çünkü bu ülke, bir felaketi daha “hatırlamak” zorunda kalacak kadar şanslı değil.
( Depremde hayatını kaybeden tüm canlarımızın mekanı cennet olsun...)


























