Sessizce alınan kararların en çok yaraladığı kesim, çoğu zaman en çok emek verenler oluyor. 2026 yılında DUS’un tek sınava düşürülmesi de tam olarak böyle bir yara açtı diş hekimlerinin kalbinde. Yıllarca planlarını altı ayda bir yapılan sınav takvimine göre kuran, mezun olur olmaz hazırlanmayı hedefleyen ya da işinden ayrılıp yoğun bir çalışma temposuna giren, düğününü ya da askerliğini bu sınava göre organize etmiş genç hekimler… Hepsi şimdi aynı soruyu soruyor: “Neden?”
Bu sorunun ne yazık ki açık bir cevabı yok. Zira bu değişiklik yapılırken ne sahadaki hekimlere danışıldı, ne akademiye, ne de bu sınavın gerçek muhataplarına. Bir sabah uyandıklarında gelecek planları değişmişti. Bazıları aylardır çalıştığı tempoyu yeniden planlamak zorunda kaldı, bazıları işinden ayrılmanın pişmanlığını yaşadı, bazıları da “Uzmanlık hayalim bir yıl daha mı ertelenecek?” kaygısıyla ne yapacağını bilemez halde kaldı.
Hekimlik gibi bir meslekte, uzmanlaşmanın değeri tartışılmaz. Bu yolculuk uzun, yorucu ve fedakârlık isteyen bir yol. Tam da bu yüzden, böylesine kritik bir sınavın takvimini değiştirirken daha şeffaf, daha danışılan, daha özenli bir süreç yönetimi beklemek hekimlerin en doğal hakkıydı.
Bir sınavın yılda iki kez yapılması ya da bir kez yapılması, sadece takvimsel bir değişiklik değildir. Genç bir hekimin hayatını, çalışma düzenini, psikolojisini, hatta bazen maddi durumunu doğrudan etkileyen bir karardır. Bu karar alınırken kapalı kapılar ardında değil, sahadaki hekimlerin sesi duyularak hareket edilmeliydi.
Bugün diş hekimlerinin yaşadığı öfke boşuna değil. Çünkü mesele sadece bir sınav değil; mesele, “Benim emeğim, benim beklentim, benim geleceğim neden yok sayıldı?” sorusudur.
Belki sınav yine yapılacak, belki herkes bir şekilde uyum sağlayacak. Ama bu süreçte kaybolan güveni yeniden inşa etmek kolay olmayacak.
Hekimlerin tek talebi var:
Geleceklerini etkileyen kararlarda söz sahibi olabilmek…
Bu talep bir lütuf değil, hak ettikleri bir saygıdır.



























