Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Çocukla öğretmen ilgilensin, devlet baksın, biz elimizden geleni yapıyoruz.”
Ama ortada bir gerçek var: Kimse artık gerçekten elinden geleni yapmıyor.
Aile yapısı, yıllar içinde sessizce değişti. Anne babalar çalışıyor, hayat koşuşturması içinde çocukla geçirilen vakit azaldı. Fakat sorun sadece vakit değil. Sorumluluk da azaldı. Çocukla ilgilenmeyi, onun davranışlarını takip etmeyi, iyi-kötü arasındaki farkı öğretmeyi sanki sistemden, okullardan, sosyal medyadan bekler hale geldik.
Eskiden mahallede bir çocuk yaramazlık yaptığında önce ailesi utanırdı, sonra çocuk. Şimdi ise “benim çocuğum yapmaz” cümlesiyle her şeyin üzeri örtülüyor. Çocuk hata yapıyor, öğretmen uyarıyor, veli tepki gösteriyor. Çünkü kimse çocuğun yanlış yapabileceğini kabul etmek istemiyor.
Oysa çocuk dediğin, yönlendirilmeye, rehberliğe, sevgi kadar sınıra da ihtiyaç duyar.
Evde kuralsız büyüyen bir çocuk, dışarıda da otoriteye saygı duymuyor.
Evde sevgi görmeyen, dışarıda sevgiyi yanlış yerlerde arıyor.
Evde ilgi görmeyen, dikkat çekmek için yanlış davranışlara yöneliyor.
Bugün birçok toplumsal sorun — saygısızlık, empati eksikliği, şiddet eğilimi, hatta bağımlılıklar — temelde ailedeki boşluktan doğuyor.
Çocuğu televizyona, tablete, telefona teslim edip “aman oyalansın” diyoruz.
Ama o cihazların içinde, bir çocuğun hayatını şekillendirecek kadar güçlü etkiler var.
Aile, çocuğun ilkokulu, anne baba da ilk öğretmenidir.
Bu gerçeği unuttuğumuz sürece, ne kadar eğitim reformu yaparsak yapalım, sonuç değişmeyecek.
Toplumun temeli ailedir deriz hep.
Ama o temel çatırdamaya başladı.
O yüzden sormak gerekiyor:
Gerçekten çocuklarımızı yetiştiriyor muyuz, yoksa sadece büyümelerine mi izin veriyoruz?

























