Bu hafta Diyanetin hazırladığı Cuma hutbesinde hocalar çalışmanın öneminden bahsetti, dinlenmenin de en az çalışma kadar gerekli olduğunu söyledi. Tatilin helal, ahlaki sınırlar içinde olması gerektiğini, çocuklarımızın manevi gelişimi için fırsata dönüştürülmesi gerektiğini hatırlattı. Ve en önemlisi, Allah’a itaati takiben anne-babaya hizmet etmenin farz gibi bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Sözler çok yerinde, hatta insanın içini ısıtan bir tarafı da var. Peki ya cüzdanlar? Çünkü bugünün ekonomik şartlarında “tatil” kelimesi, birçok vatandaşın hayatında artık “rüyalarda görünen bir kavram” haline geldi.
Eskiden tatil denince Ege sahilleri, yaylalar, memleket yolları akla gelirdi. Şimdi tatil planı “Acaba bu hafta sonu balkonda mı otursak yoksa mahalle parkına mı gitsek?” seviyesine indi. Çünkü otobüs bileti fiyatları, adeta tatil yerine küçük bir otomobil aldığınızı düşündürecek noktada. Uçaktan zaten bahsetmiyorum; onu artık sadece havada görebiliyoruz.
Sıla-i rahim konusu da benzer durumda… Yakıt fiyatlarıyla memlekete gitmek, neredeyse düğün masrafına denk. Hediyesiz gidilmez derseniz, o da ayrı bir bütçe konusu. Hal böyle olunca büyüklerimizle görüşmelerimiz, çoğu zaman “Görüntülü arama” uygulamalarıyla sınırlı kalıyor. Çocuklar da köyü, tabletten gördükleri manzaralardan tanıyor.
Anne-babaya maddi destek meselesinde ise roller değişmiş durumda. Gençler, “Bu ay faturaları siz ödeseniz de önümüzdeki ay ben bakkala uğrasam” teklifleri yapıyor. Emekli maaşını çocuklarına yetiştiren anne-babalar, bu konuda hâlâ toplumun en büyük “destek paketi” olmaya devam ediyor.
Bizler manevi sorumluluklarımızı yerine getirmek isteriz. Ancak bunun için sadece gönlün yetmesi değil, şartların da elverişli olması gerekir. Dini tavsiyeler, sosyal ve ekonomik gerçeklerle birlikte ele alındığında toplumda karşılığını bulur. İşte o zaman hem tatil, hem sıla, hem de anne-babaya hizmet sadece hutbede değil, hayatın içinde de yaşanır.


























