Geçenlerde bir dostumun oğlu üniversite kaydı için hazırlık yapıyordu. Oğluyla konuşurken dikkatimi çeken konuşmanın özeti şuydu: “Şu üniversiteye gitsek kampüsü çok güzel, şu üniversitede yemekler iyiymiş, öbüründe hocalar çok rahat, bu üniversitenin fiyatı daha düşük” Konu bir türlü derslerin niteliğine, akademik kadroya ya da verilen eğitimin kalitesine gelmedi. Çünkü hepimiz biliyoruz ki; üniversite dediğimiz kurum, bilgi üretmekten daha çok hizmet satmaya odaklanmış durumda.
Üniversiteye giriş eskiden bir gurur vesilesiydi. Ailenin hatta mahallenin gururu olarak söylenirdi isminiz. Çalışırdınız, emek verirdiniz, sınavı kazanırdınız ve o kapıdan içeri girmek size gerçekten bir şey ifade ederdi. Şimdi bakıyorsunuz, tabelası olan her yer üniversite. Apartmandan bozma bir bina olmuş sana üniversite. Sınavda adını yazabilen herkes öğrenci. Öğrenciliğin kıymeti azalmış, emeğin değerinden eser kalmamış.
Akademik kalite yerlerde sürünüyor, öğretim üyelerinin bilgi birikimi çoğu yerde sorgulanır hale gelmiş. Açılan bir sürü üniversiteleri doldurmak için açılan kadrolar ve bu kadroları doldurmak için yerleşen akademisyenler. Mesleki yeterlilikse soru işareti.
Özel üniversitelerin hali ise bambaşka. Dudak uçuklatan ücretler, rengârenk kataloglar, lüks binalar… Ama içerik? Kocaman bir boşluk. Öğrenciler derslerde öğrenmek için değil, mezun olabilmek için oturuyor sıralara. Çünkü sistem, öğrenciyi bilgiye değil, ödemeye bağlıyor. Sınavlarda bazen gereksiz zorluklar çıkarılıyor, bazen de keyfi uygulamalarla öğrencinin dönemi uzatılıyor. Neden? Daha fazla ödeme için. Öğrenci, öğrenci olmaktan çıkıp müşteri haline geliyor.
Oysa üniversite ticarethane değildir. Üniversite, toplumun en değerli akıl ocaklarından biridir. Bilim üretir, sorgulayan bireyler yetiştirir, ülkenin geleceğine ışık tutar. Bugün gençler ellerinde diploma ile mezun oluyor ama özgüvenleri kırık, bilgi birikimleri yetersiz. İş dünyası aradığı nitelikli elemanı bulamıyor, çünkü üniversite artık yalnızca diploma basan bir kurum haline gelmiş.
Bütün bunların sonucunda biz, kendi geleceğimizi törpülüyoruz. Üniversiteleri şatafatlı binalarla değil, kaliteli hocalarla, güçlü içerikle, özgür bir akademik iklimle değerlendirmemiz gerekir. Ama şu an geldiğimiz noktada sorulacak tek bir soru var: Üniversite gerçekten üniversite mi, yoksa pahalı bir tabeladan ibaret mi?


























Aaleti arayda arayan kafa, üniversiteyi de binadan ibaret sayıyor. Nitelik unutulmuş, nicelik baş tacı...