Bazı sabahlar vardır, kapı zili diğer günlerden farklı çalar. Daha aceleci, daha neşeli, biraz da sabırsız. Kapıyı açtığınızda karşınızda poşetlerini sallayan çocuklar vardır. İşte o an anlarsınız, Şivlilik günü gelmiştir.
Şivlilik, özellikle Konya ve çevresinde yüzyıllardır yaşatılan, üç ayların başlangıcını haber veren eski bir çocuk geleneğidir. Regaip Kandili sabahı çocuklar o gün için okullarını askıya alır, erken kalkar, mahalleyi dolaşır, kapıları çalar; evlerden şeker, çikolata, kuru yemiş ya da küçük harçlıklar toplarlar. Ama Şivlilik, sadece “şeker toplama” işi değildir. O, çocuklara sevincin paylaşılarak çoğaldığını gösteren sessiz bir öğretidir.
Bu geleneğin çıkışında derin bir niyet vardır. Üç aylar, maneviyatın arttığı, kalbin biraz daha yumuşadığı zamanlardır. Büyükler bu günlerin bereketini çocukların neşesiyle karşılamak istemiştir. Kapı açılır, çocuk güler, evin içine bir canlılık dolar. Bir şeker verilir ama aslında verilen şey, hatırlanma duygusudur.
Eskiden Şivlilik daha sade olurdu. Çocukların elinde küçük bez torbalar olur, şeker sayısı az ama sevinci bol olurdu. Kimse “bu ev ne verdi, şu ev az verdi” hesabı yapmazdı. Önemli olan kapının açılmasıydı. Bir “Allah kabul etsin” denir, bir “hayırlı kandiller” işitilir, kapalı kapı dolaşmaya devam edilirdi.
Bugün ise zaman değişti, poşetler büyüdü, beklentiler arttı. Market poşetiyle dolaşan çocuklar artık dolmayan poşete burun kıvırabiliyor. Bazı apartmanlar kapılarını hiç açmıyor, bazıları ise bu geleneği “gürültü” sayıyor. Oysa Şivlilik, apartman boşluklarında yankılanan bir çocuk sesinden ibaret değildir; mahalle kültürünün son canlı hatıralarındandır.
Peki geleneklere ne yapıyoruz? Çoğu zaman ya aşırıya kaçıyoruz ya da tamamen vazgeçiyoruz. Oysa gelenek, olduğu gibi korunmaz; özü korunur, şekli zamana uyarlanır. Şivliliği AVM gezisine çevirmeden, yarışa sokmadan, çocuklara bir şey toplatma hırsı aşılamadan yaşatmak mümkündür. Bir avuç şeker, bir güler yüz, bir dua yeterlidir.
Burada anne babalara büyük görev düşüyor. Çocuğa poşetin doluluğunu değil, kapının açılmasının kıymetini anlatmak gerekiyor. “Az verdiler” cümlesi yerine “kapı açtılar” demeyi öğretmek, çünkü çocuk gördüğünü öğrenir.
Şivlilik, aslında bize de bir şey sorar: Kapımız neye açık? Paylaşmaya mı, hatırlamaya mı, yoksa sadece kendimize mi? Bir sabah kapınız çaldığında verecek bir şeyiniz yoksa bile, verecek bir tebessümünüz mutlaka vardır.
Ve bazen bir gelenek, tam da bu yüzden yaşar: Büyüklerin unuttuğunu, çocuklar hatırlattığı için.



























