Aşağı yukarı herkes aynı cümleyi kuruyor artık: “Bunlar gitsin ama gelen de çözemez.”
Bu cümle, siyasetin geldiği yerin kısa ama çok ağır bir özeti.
Muhalefetin yıllardır yaptığı şey, iktidarın yanlışlarını yüksek sesle saymak. Yanlış mı? Değil. Ama eksik. Çünkü seçmen artık sadece “ne yanlış yapıldı?” sorusuna değil, “yarın sabah bu ülkede ne değişecek?” sorusuna cevap arıyor.
Bugün muhalefetin dili hâlâ dağıtım dili.
Emekliye şu kadar verelim, çalışana bunu yapalım, şu ucuzlasın, bu bedava olsun…
Bunların hepsi kulağa hoş geliyor ama seçmenin zihninde tek bir boşluk bırakıyor: Nasıl?
Bir baba düşünün. Ay sonu gelmiş, mutfak masasında faturalar duruyor. Çocuğu üniversiteye hazırlanıyor, ev kirası artmış, pazarda poşetler yarı yarıya küçülmüş. Televizyonda bir muhalefet lideri çıkıp “Biz gelince emekliyi rahatlatacağız” diyor. Baba başını kaldırıp şu soruyu soruyor:
— Nasıl rahatlatacaksın? Parayı nereden bulacaksın? Kim yapacak? Ne zaman başlayacak?
Bu soruların cevabı gelmeyince umut da gelmiyor.
O yüzden bugün sokakta garip bir tablo var. Erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 62’nin üzerinde. İktidar partisinde bile bu oran %40'larda. Ama aynı halkın yüzde 61'i, muhalefetin de bu sorunları çözeceğine inanmıyor. Yani vatandaş değişim istiyor ama değişimin kendisine güvenmiyor. Bu, siyasette en tehlikeli eşiktir.
Çünkü umut yoksa sandık sadece bir formaliteye dönüşür.
Muhalefetin artık şunu söylemesi gerekiyor:
“Biz bunu yaparız” değil,
“Biz bunu şu projeyle, şu kaynakla, şu takvimle ve şu ekiple yaparız.”
Mesela ekonomi…
“Enflasyonu düşüreceğiz” demek yetmiyor.
“İlk altı ayda Merkez Bankası’nı şu ilkelere göre yöneteceğiz, şu harcamaları keseceğiz, şu alanlara dokunmayacağız, şu bedelleri siyasi risk pahasına da olsa ödeyeceğiz” demek gerekiyor.
Adalet…
“Yargı bağımsız olacak” cümlesi artık kimseyi ayağa kaldırmıyor.
Ama “HSK’yı şu tarihte şu yöntemle yeniden düzenleyeceğiz, şu dosyalar için şu denetim mekanizmasını kuracağız” dendiğinde kulaklar açılıyor.
Eğitim, tarım, şehircilik, sağlık…
Her başlıkta vaat değil, plan; slogan değil, yol haritası görmek istiyor bu toplum.
İktidarın hatalarını anlatmak elbette önemli. Ama asıl mesele şu:
Bu hatalardan nasıl çıkılacağı.
Bugün vatandaş, muhalefeti bir “itiraz cephesi” olarak görüyor; bir “yönetim alternatifi” olarak değil. Bu algı değişmeden sandıkta gerçek bir kırılma olmaz.
Çünkü seçmen artık kızgın değil sadece; yorgun.
Ve yorgun insanlar hayal satana değil, işi bilen, riski açıkça söyleyen, bedeli dürüstçe paylaşanlara inanır.
Umut, yüksek sesle bağırarak değil; ayrıntılı konuşarak geri gelir.
Cesur vaatlerle değil, gerçekçi planlarla filizlenir.
Aksi halde bu ülke, bir süre daha şu cümleyle yaşamaya devam eder:
“Bunlar gitsin… ama gelen de fark etmez.”



























Rıdvan abi ağzına sağlık cok doğru yazmissin