Bir zamanlar rol modellerimiz belliydi. Öğretmenler, bilim insanları, ustalar, iyi işini yapan insanlar… Şimdi ise parmağını ekrana doğru tutup birkaç saniyelik video çekenler, hayatını “muhteşem” filtrelerle pazarlayan fenomenler var. Ekranda gülüyorlar, lüks arabalarla poz veriyorlar, pahalı sofralarda kahkahalar atıyorlar. Ama perde arkasında bambaşka bir hikâye yazılıyor.
Son günlerde birer birer patlayan skandallar tesadüf değil. Vergi vermeden kazanılan paralar, karanlık ilişkiler, şaibeli işler… Ekran karşısında tertemiz, düzgün, “başarılı” insan rolü yapanların gerçek yüzleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Asıl tehlike ise bu çürük hayatların gençler için bir “başarı modeli”ne dönüşmesi.
Bugün birçok genç şuna inanıyor: Okumaya, emek vermeye, yıllarca çalışmaya gerek yok. Bir video tutarsa hayat kurtuluyor. Çabuk para, hızlı şöhret, kolay hayat… Eğitim, bilim, alın teri ise sanki modası geçmiş kavramlar gibi görülüyor. Oysa bu büyük bir yanılsama.
Çünkü ekranda gördüğümüz o hayatların çoğu gerçek değil. Kiralık arabalar, ödünç evler, borçla alınmış eşyalar ve sürekli daha fazlasını göstermek zorunda olmanın yarattığı ağır bir baskı… Alkış durduğunda, kamera kapandığında geriye kalan şey çoğu zaman yalnızlık, güvensizlik ve boşluk oluyor. Paranın hızlı geldiği yerden, daha hızlı gittiğini ise kimse anlatmıyor.
Gençlere “sakın bakmayın” demek işe yaramaz. Yasaklamak da çözüm değil. Ama doğru soruları sormayı öğretmek mümkün. “Bu paranın kaynağı ne?”, “Bu hayat sürdürülebilir mi?”, “Kamera kapandığında bu insan ne yapıyor?” sorularını sormayı bilen bir genç kolay kolay kandırılmaz. Eleştirel düşünce, bugün en az matematik kadar hayati bir beceri.
Bir diğer önemli mesele de gerçek başarı hikâyelerini görünür kılmak. Sessiz sedasız çalışan, üreten, ülkesine ve insanlığa katkı sunan binlerce insan var. Onlar bağırmıyor, şov yapmıyor ama kalıcı izler bırakıyor. Gençlerin bu hikâyelerle daha çok karşılaşması gerekiyor. Okulda, evde, medyada…
Ve en önemlisi şunu hatırlatmak: Hayat kısa videolardan ibaret değil. Emek zahmetlidir ama onurludur. Yavaş ilerler ama sağlamdır. Bugün alkış almayan bir çaba, yarın insanın başını yastığa rahat koymasını sağlar. Şöhret geçer, filtreler silinir, ekranlar kapanır. Geriye insanın gerçekten ne olduğu kalır.
Gençlere sunmamız gereken şey tam da bu gerçeğin kendisidir. Parlak yalanlar değil, sade ve sağlam hakikatler. Çünkü hakikat, her zaman en uzun yolun sonunda kazanır.




























Gerçekten kanayan bir yara köşe dönmece kolay para ilkesiz idealsiz günü kurtarmak için yaşamak. Teşekkürler güzel yazınız için