Televizyonu açıyoruz, ekran karşımızda: Silahlar, kavga, bağırışlar, mafya, kabadayılık. Sanki başka hiçbir hayat yokmuş gibi, dizilerdeki dünya tek gerçekmiş gibi sunuluyor ve biz buna hayranlıkla bakıyoruz. Neden? Çünkü biz neyi izlediğimizi seçtikçe, yapımcılar neyi üretmesi gerektiğini biliyor. Yani biz şiddeti seviyoruz, şiddet bize sunuluyor. Ama durup düşünelim: Bu bize ve toplumumuza ne yapıyor? Sürekli kavga, sürekli çatışma… Bu bir zaman sonra normalleşiyor. İnsanlar sabırsızlaşıyor, tahammül sınırları daralıyor, empati azalıyor. Sokakta yaşanan küçük tartışmalarda bile öfkemiz patlayabiliyor; trafikte, markette, okulda. Çocuklarımız televizyon ekranından çatışmayı öğreniyor; gerçek dünyada sorunları konuşarak çözmek yerine kavga etmeyi model alıyor. Toplum olarak paylaşmayı, dayanışmayı unutuyoruz. Ekranlarda gördüğümüz kahramanların çoğu güç kullanıyor, hak alıyor, intikam alıyor. Peki, gerçekte bunlar neye yol açıyor? İnsanlar birbirine güvenmekten korkuyor, toplumsal bağlar zayıflıyor, aidiyet duygusu kayboluyor. Şiddeti normalleştirmek sadece ruh halimizi bozmakla kalmıyor; toplumsal dayanışmayı da zedeliyor. Bunu düzeltmenin yolu basit ama cesur bir adım gerektiriyor: Ekranı değiştirmek, izlediğimiz içerikleri değiştirmek. Daha fazla insana dokunan, değerleri ön plana çıkaran, hayal gücünü ve aklı besleyen programlara yönelmek. Yapımcılara “Bunu istiyoruz” demek çok önemli. Çocuklarımızı ve gençlerimizi şiddet yerine akıl, merhamet ve empati ile büyütmek, geleceğimizi güvence altına almak demektir. Unutmayalım, televizyon sadece bize ne olduğumuzu göstermiyor; aynı zamanda ne olacağımızı da şekillendiriyor. Biz izlemeye devam ettikçe, toplum olarak kendimizi şiddet ve kaos içinde buluyoruz. Ama bir adım atarsak, küçük bir fark yaratabiliriz: İzlediğimiz hikâyeler değişirse, zihnimiz değişir; zihnimiz değişirse davranışlarımız değişir; davranışlarımız değişirse toplum değişir. O yüzden biraz seçici olmalıyız; hem kendimiz hem geleceğimiz için. Hikâyelerin dili, karakterlerin yolu, yaşanan olaylar… Bunlar sadece kurgu değil; bizim kültürümüzü, değerlerimizi, empati kapasitemizi de şekillendiriyor.
Bana göre buradan çıkacak sonuç; Seçmek bizim elimizde.



























