Geçenlerde bir yarışma programına denk geldim. Türkiye’nin en iyi iki üniversitesinin öğrencileri sahnede. Genç, zeki, pırıl pırıl… Ama konuşmaya başladıkları anda dikkatimi çeken başka bir şey vardı: “Yani… işte… hani… aynen…gibi…” Cümlelerin yarısı boşluk dolduran kelimelerle doluydu. Bir soru geliyor, cevap yerine önce üç beş tane asalak kelime, sonrası düşünme, yine bir “hani”, bir “işte”. Sunucunun sohbeti açmak için sorduğu sorulara bile “ aynen” ile kestirip atma.
Düşündüm; bu çocuklar ülkenin en seçkin üniversitelerinde okuyorsa ve onlar bile böyle konuşuyorsa, diğer gençlerin halini varın siz düşünün.
Bir de eski insanları hatırlıyorum. Mahalledeki bakkalından, otobüs durağındaki yaşlı amcaya kadar herkesin dili daha net daha sade, daha akıcıydı. Ortaokul öğrencisi bile gayet düzgün konuşur, cümlesini toparlayarak söylerdi. “Yani”ye sığınmaz, “hani”yle nefes arası vermezdi.
Evet belki gündelik konuşma hızımız olağanüstü arttı. Hızlı yaşamaya çalışıyoruz, hızlı düşünüyoruz, hızlı cevap veriyoruz. Düşünce tam oluşmadan ağız harekete geçiyor. Aradaki boşluğu “hani” ile, “yani” ile dolduruyoruz. Ayrıca hayatımıza dijital dünyanın dili girdi, kabul ediyorum. Sosyal medyada kısa cümleler, yarım ifadeler, emojiyle tamamlanan duygular var. Gençler kendini tam cümle kurmadan da ifade edebildiğini düşünüyor. Sonra bu alışkanlık günlük hayata taşınıyor.
Aynı zamanda dinleme kültürü de zayıfladı diye düşünüyorum. Karşımızdaki kişi konuşurken dinlemek yerine, bir sonraki cümlemizi hazırlıyoruz. Dilin akışı bozuluyor. Cümleler bölük pörçük kalıyor.
Ama bunlara sığınarak asalak kelimelerin arkasına saklanmak ya da zaman kazanmak için bu kelimeleri kullanmak çok üzücü değil mi sizcede?
Peki ne yapacağız?
Bana göre çözüm çok zor değil. “Dili yeniden hatırlamak” diyebilirim.
Evde, okulda, işte; nerede olursak olalım tam cümle kurmayı önemsemek gerekiyor. Gençlere “Gecik, ama cümleyi bitir. Düşün, sonra söyle” demek bile büyük fark yaratır.
Ne yazık ki okullarımızda da doğru konuşma, doğru ifade, söz terbiyesi diye bir ders yok. Ama olmalı. Çünkü dil, sadece edebiyatla gelişmez. Sadece Türkçe derslerinde kısa bir anlatım, o kadar. Bence her branş öğretmenin konuşurken özenli bir şekilde Türkçeyi kullanması da çok kıymetli. Öğrencilerine örnek olması gerekiyor.
Eski insanlara özenmemizin sebebi biraz da bu değil mi? Ağızlarından çıkan sözle, kalplerinden geçen düşünce birbirine yakındı. Beyninden geçeni dili anında dökerdi.
Bugün gençlerin dili biraz savruk olabilir ama bu durum değişmez değil. Biraz özenle, biraz farkındalıkla, konuşmanın o eski zarafetini yeniden yakalayabiliriz.
Ve belki o zaman “hani yani işte” nesli, yerini “sözü ölçen biçen” nesle bırakır.




























Gerçekten de çok iyi bir noktaya değinmişsiniz.Bizler gençlere yol göstereceğimize onlara benzemeye başladık
Çok haklısınız hocam . İlave olarak ülkedeki kitap okuma sayısının düşmesiyle kelime dagarcigimizin daralmasini eklemek isterim.