Süper Lig bir hafta sonra yeniden başlıyor. Futbol hasreti bitiyor, heyecan geri geliyor. Ama daha ilk haftadan öyle bir fikstür, öyle bir saat tercihiyle karşı karşıyayız ki, insan “Bu ligi kim için oynatıyoruz?” diye sormadan edemiyor.
Konyaspor’un Pazartesi günü, 19 Ocak’ta oynayacağı maçın başlama saati: 17.00.
Yanlış okumadınız.
Hafta içi, Pazartesi…
Mesai bitmeden…
Akşam bile sayılmayacak bir saat.
Şimdi soralım:
Bu şehirde insanlar kağıt üzerinde mi çalışıyor?
Saat 17.00’de işten çıkan, trafikten sıyrılıp, evine uğrayıp ya da uğramadan stada yetişebilen kaç kişi var?
Sanayi sitesinden, organize sanayiden, kamu kurumlarından çıkan binlerce emekçi bu maça nasıl yetişecek?
Sonra ne oluyor?
Tribünler dolmuyor.
Koltuklar boş kalıyor.
Ve ardından klasik cümleler geliyor:
“Konya seyircisi neden gelmiyor?”
“Tribün desteği yetersiz.”
“Bu takım sahipsiz.”
Hayır.
Bu takım sahipsiz değil.
Bu taraftar ilgisiz hiç değil.
Sorun, taraftarı hesaba katmayan planlamada.
Futbol Federasyonu’nun saat belirlerken televizyonu, yayın akışını, reytingi düşünmesini anlarız.
Ama tribünü yok sayan bir futbolun, ruhu da olur mu?
Futbol sadece ekran başında izlenen bir ürün değildir.
Futbol; yağmurda, soğukta, işten çıkıp koşa koşa stada gelen insanla güzeldir.
Atkısını boynuna dolayan, çocuğunu yanına alan, sesini tribünde bırakan taraftarla anlamlıdır.
Bu noktada Konyaspor Yönetimi’ne de önemli bir görev düşüyor.
Bu mesele “olmuş bitmiş” denilip geçilecek bir konu değildir.
Federasyonla görüşülmeli, bu saat tercihinin şehre ve taraftara uymadığı net bir dille anlatılmalıdır.
Kimse imkânsızı istemiyor.
Maç gece yarısına alınsın denmiyor.
En azından 20.00 gibi, insanların nefes alıp stada ulaşabileceği bir saat talep ediliyor.
Çünkü bu şehir futbolu seviyor.
Ama futbol da bu şehre biraz saygı duymalı.
Tribünler boş kalmasın diye taraftara sitem etmek kolay.
Zor olan, taraftarın şartlarını görüp ona göre adım atmak.
Unutmayalım:
Boş tribünlerin sebebi Konya değil, saattir.



























