Sokaklarımızda bir şeyler değişti. Bunu inkâr ederek, “abartılıyor” diyerek geçiştirmek mümkün değil artık. Çünkü mesele haber bültenlerinden ibaret değil; bizzat hayatın içinden geliyor. Anne babaların yüzüne yerleşen o korkudan, çocuklarını kapının önüne bırakırken içlerinden ettikleri dualardan anlaşılıyor.
Eskiden büyüklerden çekinirdik; “ayıp olur”, “el âlem ne der” der dururduk. Bugün ise anne babalar çocuklarını korumaya çalışıyor, ama bu kez korku başka bir yerden geliyor: Çocuk çocuktan korkar hale geldi. Gençler, yine gençlerin canını yakıyor. Bıçak, uyuşturucu, sanal kumar, anlamsız bir öfke… Hepsi sanki aynı anda sokaklara yayılmış durumda.
En acısı da şu; bu şiddetin artık olağan hale gelmesi. Bir genç suç işliyor, yakalanıyor, kısa sürede çıkıyor. Sonra kaldığı yerden devam ediyor. Ne caydırıcılık var ne de gerçek bir ıslah. Arada kaybolan ise bir hayat, bazen birkaç hayat, bazen de bir ailenin bütün umudu.
Ve biz ne yapıyoruz? Susuyoruz.
“Benim çocuğum değil” diyoruz.
“Beni ilgilendirmez” diye geçiyoruz.
Ama susmak çözüm değil, hiçbir zaman da olmadı. Bugün başkasının kapısını çalan felaket, yarın senin kapını da çalabilir. Allah korusun ama hayatın garantisi yok.
Bu mesele sadece emniyet meselesi de değil. Sadece polisi, sadece yargıyı suçlayarak içimizi rahatlatamayız. Aileler olarak, eğitimciler olarak, mahalleler olarak, hepimizin payı var. Çocuğuyla konuşmayan, ne izlediğini, kimlerle vakit geçirdiğini bilmeyen anne baba; “aman karışmayayım” diyen okul; “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen toplum… Hepsi bu tablonun içinde.
Peki ne yapmalı?
Önce susmamayı öğrenmeliyiz.
Mahallede yanlış bir şey görüyorsak “bana ne” dememeliyiz.
Çocuklarımızla gerçekten konuşmalıyız; nasihat etmek için değil, anlamak için.
Okullar sadece ders anlatan yerler olmaktan çıkmalı, karakter inşa eden mekânlar haline gelmeli.
Gençleri sokağın insafına bırakmak yerine sporla, sanatla, üretimle meşgul edecek alanlar açılmalı.
Ve en önemlisi, suçun bir bedeli olduğunu herkes bilmeli. Merhametle adalet birbirine karıştırılmamalı.
Bu ülkenin gençliği kaybolacak bir nesil değil. Ama göz göre göre kaybetmeye de hakkımız yok. Bugün konuşmazsak, yarın çok geç olabilir. Çünkü sokaklar hepimizin. Çocuklar hepimizin. Ve bu meselenin birgün bizim kapımızı çalmasını beklemeden hareket etmek gerektiğini kısa zamanda anlamamız gerekiyor.



























