Eskiden akaryakıta zam gelince millet biraz söylenir, sonra da hafiften dalgasını geçerdi. O efsaneleşmiş cümleyi hatırlarsınız:
“Amaan zam gelirse gelsin, ben zaten 50 liralık alıyorum!”
Ne kadar ironik değil mi? Sanki 50 liralık benzin ya da mazot, zamlardan etkilenmezmiş gibi… Bir tür ekonomi muska cümlesi. Dilimizde dolanan ama cüzdanla hiç ilgisi olmayan bir modern halk duası.
Ama zaman geçti, yıllar aktı… Enflasyon geldi, kur fırladı, petroldeki çalkantılar bir yandan, vergi dilimleri öte yandan. Artık işler değişti. Şimdi pompacıya 50 lira uzatınca o da sana “Abi onu sen kendin al istersen, ben zahmet etmeyeyim.” der gibi bakıyor
Çünkü artık 50 lira sadece bir sayı. Benzin istasyonuna girince o 50 lira, eskiden “küçük bir depo katkısı” iken, şimdi “1 litrelik yakıt tadımı”na dönüştü.
Eskiden 50 liraya 8-9 litre yani yaklaşık yarım depo ederdi. Şimdi o para, sadece yakıt tabancasını eline almaya yetiyor. Şaka değil, benzinin litre fiyatı 50 lirayı aştı. Yani o meşhur cümle artık trajikomik bir hatıra defteri oldu.
Aslında cümle Türk halkının en zarif direnme biçimiydi. Ekonomik dalgalanmalara karşı bir siperdi. Zamla dalga geçmenin, umutla inatlaşmanın özetiydi.
Kimse 50 liralık alarak depoyu doldurduğunu düşünmezdi. Ama o cümleyle hem gülünür, hem de zam haberi geçiştirilirdi.
Bir de şu var tabii… 50 liraya benzin alınamıyor ama insanlar hâlâ aynı espriyi yapmaya devam ediyor. Bu da bizim halk mizahının benzine olan romantik bağlılığının kanıtı gibi.
Mazota gelen her zamda, benzin fiyatı her çıldırdığında, biz yine o cümleye sarılıyoruz. Çünkü başka çaremiz yok:
“Ben zaten 50’lik alıyorum…”
Yani kardeşim, en azından hayallerimiz hâlâ sabit fiyatlı.


























