A Milli Kadın Voleybol Takımı, FIVB Milletler Ligi finalinde Brezilya'yı müthiş bir oyunla 3-1 yenerek şampiyon oldu. Nefes kesen maçta üstünlüğü rakibine bırakmayan Filenin Sultanları, tarihinde ikinci kez VNL Milletler Ligi’nde altın madalyayı kazandı. Bu başarısından dolayı, Filenin sultanlarını, antrenörlerini, teknik ekibi, Voleybol Federasyonunu ve emeği geçenleri tebrik eder başarılarının devamını dilerim.
Türk sporunun kronikleşmiş dertleri vardır; liyakatsizlik, günü kurtarma politikaları, altyapıya gereken yatırımın yapılmaması ve en önemlisi de vizyon eksikliği... Yıllardır "Neden potansiyelimiz var ama uluslararası başarıda istikrar sağlayamıyoruz?" sorusunu sorup dururuz. Futbolda milyarlarca lira harcanıp erken havlu atılan turnuvalar, diğer branşlarda ise imkansızlıklar yüzünden harcanıp giden yetenekler Türk sporunun ezberlenmiş tablosudur.
Ancak bu karanlık tablonun ortasında, adeta bir liyakat ve başarı vadeden kutup yıldızı gibi parlayan istisnai bir kurumumuz var: Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF).
Bugün hem milli takım düzeyinde hem de kulüpler bazında dünya zirvesine demir atmış durumdayız. "Filenin Sultanları"nın dünya sıralamasındaki zirve yürüyüşü, Avrupa şampiyonlukları, Milletler Ligi zaferleri ve tabii ki kulüplerimizin her yıl kürsünün en üstünü zorlaması bir tesadüf değil. Bu başarı, yıllara yayılan akılcı bir planlamanın, doğru yönetim anlayışının ve en önemlisi de sistemli çalışmanın bir ürünüdür.
Sistemi Kurmak, Günü Kurtarmaktan Değerlidir
Voleybol Federasyonu’nun başardığı en büyük devrim, sadece maç kazanmak değil, sürdürülebilir bir voleybol ekosistemiinşa etmek oldu.
Diğer federasyonlarımıza baktığımızda ise genellikle vizyonsuzluk, koltuk kavgaları ve kişisel ihtirasların sporumuzu aşağı çektiğini görüyoruz. Kendi iç meseleleriyle boğuşan, sporcunun değil yöneticinin konforunu düşünen yapılar yüzünden nice branşlar potansiyelinin çok altında kalıyor.
Şimdi Şapkayı Öne Koyma Zamanı
Türkiye’de futbol başta olmak üzere basketbol, hentbol, güreş, halter ve diğer tüm olimpik federasyonlar, başarıya giden kısa yollar aramak yerine Voleybol Federasyonu’nun izlediği yolu masaya yatırmalıdır.
Bu soruların cevapları, Voleybol Federasyonu’nun çalışma raporlarında gizlidir.
Türk sporunun kurtuluşu, kişilerin veya dönemsel rüzgarların iki dudağı arasında kalmaktan kurtulup, sistem odaklı bir yapıya kavuşmaktır.
Eğer diğer branşlar da voleyboldaki bu idari disiplini, vizyonu ve çalışma ahlakını örnek alabilseydi, bugün olimpiyatlarda madalya sayısını konuşan değil, madalya sıralamasını domine eden bir Türkiye olabilirdik.
Türkiye Voleybol Federasyonu bize çok net bir şey gösterdi: İsteyince, planlayınca ve liyakatle yönetince oluyor. Şimdi diğer federasyonlara düşen görev, bu başarı hikayesinden ders çıkarmak ve aynı yolu yürümek için geç kalmamaktır.
*****




























