Hz. Muhammed (S.A.V) ‘in yaptığı ve teşvik ettiği sporlar
İlkçağlarda sporun ilk hali olarak tanımlanan faaliyetler dinden referans almış, dini tören, ayin veya ibadet adı altında varlığını sürdürmüştür.
Spor ve din, insanlığa tarih boyunca eşlik eden iki olgudur. Dini inançların etkili olmadığı herhangi bir toplum düşünülemez. Spor ise ilkçağlarda dinsel törenler ve faaliyetler çerçevesinde ortaya koyulmuş, ilerleyen dönemlerde de çeşitli şekillerde din ile ilişkisini devam ettirmiştir.
Sporun köklerinin oyuna dayandığı kabul edilir. Spor; oyunun soyundan gelir, köklerini ondan alır. Bu kökler aynı zamanda dini bir nitelik taşır. Mayalara ait bir tür basketbol oyununun aynı zamanda dini kutlama olması, Antik Olimpiyatoyunlarının çok tanrılı dinlerin bir parçası olması ve Antik Yunanda ilk oyunların düzenlendiği yer olan Olimpia, aynı zamanda dinsel bir mekândı. Olimpiyat oyunları da Tanrıları Zeus onuruna düzenleniyordu. Tüm bu oyunlar; oyunların dini kökenini ispatlar niteliktedir.
Bu spor ve din birlikteliği; zamanın özelliklerine, toplumların dine yaklaşımına göre, sporun kurumsallaşma dönemine dek inişli çıkışlı, değişken bir yapı arz etmiştir.
Spor, insan hayatında önemli bir yer tutarken, dinler tarihinde de bedensel aktivitenin yeri oldukça kıymetlidir. Uzakdoğu sporları (Karate, tekvando, Kick Boks vb.) Taoizm dininin rahipleri tarafından ruhu disipline etmek için geliştirilmiş, Hem basketbol hem de voleybol, Genç Erkekler Hristiyan Birliği (YMCA) 'lardaki beden eğitimi öğretmenleri tarafından icat edilmiştir.
Modern sporlara geçişin ardında sanayi devrimince desteklenen bilimsel gelişmeler yatar. Basketbol, voleybol, futbol gibi sporlar, pazara sürülen yeni bir mal gibi, istenen özellikleri karşılayacak biçimde özel olarak geliştirildi. Kapitalist girişimcilik, sporların pazarlanabilir bir ürün olarak modernleştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Boş zamanı değerlendirmek için oynanan geleneksel oyunların modern spor dallarına dönüştürülmesinde okulların ve üniversitelerin de önemli katkıları oldu.
İslam’ın öğretisi ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) hayatı, sporu teşvik eden değerli örneklerle doludur. Hz. Muhammed’in (s.a.v) bizzat yaptığı ve Müslümanlara teşvik ettiği bazı sporlar, sağlıklı bir yaşamın ve dengeli bir ruh halinin temellerini atmaktadır.
Efendimiz (sav)’in özellikle üzerinde durduğu spor dallarını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Atletizm (koşu): Günümüzde en yaygın uygulama imkânı olan spor dallarından biridir. Koşu yarışmaları, bu sporu yapanların sağlığı açısından yararlı olduğu gibi, bunu izleyenler açısından da heyecan verici, dinlendirici ve hoş vakit geçirici özelliktedir. Hz. Peygamber’in, eşi Hz. Âişe ile zaman zaman koşu yarışı yaptığı, bu şekildeki yarışları teşvik ettiği ve sahâbe’nin de bu tür yarışmalar yaptığı kaynaklarda zikredilmektedir. (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 68)
Bir sefer esnasında, hanımı Hz. Aişe'yle geride kalan Rasûlullah (s.a.v.), onunla koşu yapmış ve bu yarışı Hz. Aişekazanmıştı. Birkaç yıl sonra yeniden yapılan başka bir koşuyu ise Hz. Peygamber (s.a.v.) kazanmış ve Hz. Aişe'ye "Bu birincilik, önceki birinciliğin rövanşıydı" demiştir.
Güreş: Asr-ı Saadette meşru ve yaygın sporlardan biriside güreştir. Rukâne adlı sırtı yere gelmeyen pehlivan, Mekke'de bu spor dalında isim yapmıştı. Rukâne, bir gün koyun sürüsünü otlatıyordu. Hz. Muhammed (s.a.v.), Bathâ'dakendisine rastladı ve onu İslâm'a davet etti.
Rukâne'nin güreş teklifi üzerine, Hz. Muhammed (s.a.v.), ona şöyle cevap vermiştir; "Kabul; ancak ben yenersem sürünün üçte birini ödül olarak isterim." Gerçekten de üç defa yenilmesi ve bunun sonucunda sahip olduğu sürünün tamamını kaybetmesi üzerine, karısından korkusu sebebiyle ağlamaya başladı. Hz. Muhammed (s.a.v.), ona şöyle dedi: "Korkma: Bütün bu üç yenilginin ödül tutarını, bu defalık almayı ve bütün malını kaybetmeni istemiyorum. Haydi şimdi onları al ve selâmetle git!"
Bu davranış karşısında, mucizelerden de çok duygulanan Rukâne, hemen orada "Sen Allah'ın elçisisin, ben senin getirdiğin dini kabul ediyorum" diye haykırmıştır.
Rukâne'nin "Ey Muhammed! Şimdiye kadar beni hiç kimse yenemedi. Beni yenen sen değil, sahip olduğun manevî güçtür." dediği de nakledilir. (İbn Hişâm, Siyer, I, 390-391)
Yüzücülük: Resûl-i Ekrem atıcılık, binicilik ve koşunun yanı sıra yüzmenin de öğrenilmesi ve öğretilmesini teşvik etmiş, hatta bir babanın evlâdına karşı vazifelerinden söz ederken onları helâl rızıkla besleme, yazıyı öğretme yanında atıcılık ve yüzme öğretmeyi de zikretmiştir.
Resûlüllah (s.a.v.) : “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, babasının kendisine okuma yazmayı, yüzmeyi ve ok atmayı öğretmesidir.” es-Sünenü’l-Kübrâ li’l-Beyhakî
Hz. Peygamber (s.a.v.) "Çocuklarınıza ok atmayı, ata binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz" (Tayalisi, Sünen, 2096)
Bu teşvikler sonucunda sahâbîler arasında bu tür faaliyetlerin oldukça yaygın olduğu, Hz. Ömer’in de gerek hutbelerinde Medine halkına, gerek mektup ve tâlimatlarında diğer bölge halklarına ve ordu kumandanlarına atıcılık, binicilik, yüzme, koşu gibi eğitici ve yetiştirici sportif faaliyetlere önem verilmesini, bunların çocuklara öğretilmesini istediği rivayetedilir. (Serahsî, Siyerü’l-kebîr, I, 112-113)
Okçuluk: Okçuluk ve atıcılık sporuna gelince Hz. Peygamber, “Onlara karşı elinizden geldiğince kuvvet hazırlayın.”( Enfâl, 60) âyetindeki kuvveti, ok atma (remy) olarak açıklamıştır. Bunun yanında, Hz. Peygamber’in ok atmayı, öğrenmeyi ve uygulamayı teşvik ettiğine dair birçok rivayet vardır. (Buhârî, “Cihâd”, 78; Müslim, “İmâre”, 169) Ancak, Hz. Peygamber, tâlim ve uygulama yaparken hedef tahtası olarak canlı hayvanların kullanılmasını yasaklamıştır. (Buhârî, “Zebâih”, 25)
Resûlüllah (s.a.v.) okçulukla ilgili şöyle buyurmuştur: “Allah tek bir ok için üç kişiyi Cennete sokar; Allah rızasını kazanmak için hayır olarak ok yapanı, oku düşmana karşı atanı ve atma işinde yardımcı olanı. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle devam etti: Atıcılık ve binicilik yapınız. Benim için atıcılık yapmanız binicilik yapmanızdan daha hoştur. Tirmizî, 20/Fedâilü’l-Cihâd, 11(h. no:1637)
Binicilik (At Yarışları)
Binicilik de Hz. Peygamber’in devamlı teşvik ettiği, kazananlara zaman zaman maddî ödül verdiği, çoğu kere bizzat iştirak ettiği sportif faaliyetlerdendir. (Nesâî, “Hayl”, 16; Tirmizî, “Cihâd”, 22)
İslâm'dan önceki Cahiliye dönemi Mekke'sinde at yarışları için bir saha bulunuyordu.
Yarış atı olmayan atlar için yarış alanı, bir mil uzunluğundaki Seniyyetu'1-Veda ile Benî Zureyk mescidi arası, yarış atları içinse 6-7 mil uzunluğundaki Hafyâ ile Seniyyetu'1-Vedâ arasıydı.
Ticaret kervanlarının gelip konakladıkları geniş alan da bu yarışlar için kullanılırdı.
Şehir halkı gibi, Hz. Peygamber de bu yarışlara giderek, kazananları belirliyor ve onlara ödül veriyordu. Medine şehrinin kuzey kısmında bugün dahi bulunan Sabak (=koşu) camisi, Resûlullah'ın bu koşuları seyrettiği ve kazananın kim olduğunu belirlediği bir yerdir.
Peşinen belirtmek gerekir ki, Hz. Muhammed’in (s.a.v) teşvik ettiği bu sporların temeli ahlaki değerlerle örülmüştür. Sporu, adalet, centilmenlik ve kardeşlik olarak değerlendiren bir anlayış, İslami öğretilerle birleşerek bireylerin hem bedensel hem de ruhsal olarak sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Rakiplere saygı göstermek, centilmence mücadele etmek ve kazananı tebrik etmek; İslam’ın spor kültüründeki önemli unsurlardır.
Günümüzde sporun yalnızca eğlence veya rekabet unsuru olarak görülmesi, eksik bir bakış açısıdır. İslam toplumları, çocuklara ve gençlere yönelik spor faaliyetlerinin önemini vurgulamakla kalmayıp, bu faaliyetleri İslam’ın etik değerleriyle harmanlayarak toplumsal faydalarını artırmalıdır. Sporun, bireyleri sağlıklı ve güçlü kılmanın yanı sıra, sosyal ilişkileri güçlendirme potansiyeli ile de ele alınması gerekmektedir.
"Kuvvetli mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir" hadisi, iman, azim, ahlak ve fiziki olarak güçlü olan Müslümanın, Allah'ın emirlerini yerine getirmede ve hayırlı işlerde daha kararlı ve etkili olduğunu vurgular. ( Müslim, Kader, 34; İbn Mâce, Mukaddime, 10.)
Sonuç olarak, Hz. Muhammed’in (s.a.v) Bizzat yaptığı ve teşvik ettiği sporlar, dini ve bireysel hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Sağlıklı bir bedenin, sağlıklı bir ruhun temel taşı olduğunu unutmadan, bedenimize ve ruhumuza yönelik bu değerleri benimsemeliyiz. Unutmayalım ki, her bir spor dalı, inancımızı güçlendirmenin ve toplumumuzu ileriye taşımanın bir aracıdır. Spor yaparken, hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmenin bilinciyle hareket etmeliyiz.
Başka bir köşe yazımda buluşmak dileği ile kalın sağlıcakla.




























Süpersin Ali abi, Tebrikler başarılar diliyorum
Ali Tunç gençlerimize çok değerli bir bilgi verdi. Bunları gençler kadar anne babanın da okuması gerekiyor. Çocuklarına spor yapmayı engelliyor olmalarının ne kadar yanlış bir olduğunu anlamis olurlar. Ellerine emeğine sağlık Ali kardeşim ????????♀️????????????♀️
Teşekkür ederim hocam. Nefis ve doyurucu bir yazı olmuş. Kalemin daim olsun.
Emeğine sağlık hocam
Hayırlara vesile olması dileğiyle. Basın hayatında da başarılar Hocam. Kalemine kuvvet
Ali Bey, islamda spor başlıklı makalelerin okudum arşivledim. Islamda spor sorusuna mehaz oluştuaracak. Maşallah. [Tâlib i ilim, tâlib i rahmettir. İslam'ın rüknüdür. Bunlara ecir ve mesûbât enbiyâ-yı izam ile bereber verilir. (Suyûtû el-Câmiu's-Sagîr. ||, 56). Bâki es-Selâmü aleyküm.
Çok güzel bir çalışma olmuş değerli kardeşim; emeğine eline sağlık…