Uluslararası spor arenaları, tarih boyunca barışın ve kardeşliğin sembolü olarak pazarlandı. Ancak bugünlerde stadyumların localarından ve federasyon binalarının yüksek tavanlı odalarından gelen kararlar, bu romantik tabloyu ciddi şekilde çatlatıyor.
Ortada duran devasa bir soru var: Rusya’ya uygulanan "spor ambargosu" neden İsrail söz konusu olduğunda yerini derin bir sessizliğe bırakıyor?
Rusya Örneği: Bir "İşgal" Mi, Bir "İhlal" Mi?
2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya girmesinin ardından uluslararası spor federasyonları (IOC, FIFA, UEFA vb.) adeta bir hız rekoru kırarak Rus sporcuları pistlerden ve sahalardan sildi. Gerekçe netti: "Olimpik Ateş’in ihlali ve uluslararası hukukun çiğnenmesi."
Bu karar, sporun politikadan bağımsız olmadığını, aksine jeopolitik bir cezalandırma aracı olarak kullanılabileceğini tescilledi. Rusya’nın bayrağı indirildi, marşı susturuldu. Peki, hukuk ve insan hakları bu kadar "hassas" bir teraziye sahipse, neden aynı terazi Orta Doğu’da tartmıyor?
Gazze’den Lübnan’a: Sessizliğin Coğrafyası
Filistin’de on binlerce sivilin hayatını kaybettiği, Lübnan’ın şehirlerinin bombalandığı, İran da bir okulun İsrail tarafından bombalandığı ve gerilimin tüm bölgeye yayıldığı bir tabloda, spor dünyasının yöneticileri "sporun tarafsızlığı" ilkesini hiç hatırlamiyorlar.
Çifte Standart mı, Strateji mi? Rusya’ya uygulanan yaptırımların arkasında duran "uluslararası hukuk" argümanı, İsrail’in Gazze’deki faaliyetleri söz konusu olduğunda neden rafa kalkıyor?
Yıkılan Statlar, Ölen Sporcular: Filistin’de spor tesislerinin yerle bir edilmesi, milli takım oyuncularının saldırılarda hayatını kaybetmesi, spor federasyonları için bir "ihlal" teşkil etmiyor mu?
Federasyonların Savunması:
Batılı otoriteler, Rusya'nın Ukrayna'nın spor altyapısını ilhak etmesini ve doğrudan devlet eliyle bir işgal yürütmesini gerekçe gösteriyor. Ancak sivil ölümleri ve bölgesel istikrarsızlık konusunda sergilenen bu seçici empati, sporun evrensel adalet iddiasını zedeliyor.
Sporun "Beyaz" Sayfası Kirleniyor
Spor, toplumsal vicdanın bir yansımasıdır. Eğer bir ülke, egemen bir devlete saldırdığı için "oyun dışı" bırakılıyorsa; sivil yerleşim yerlerini bombalayan, insani yardımları engelleyen ve çatışmayı bölge geneline yayan İsrail’in hiçbi
"Siyaset spora karışmasın" cümlesi, artık sadece güçlülerin haksızlıklarını örtbas etmek için kullandığı bir kalkan haline mi geldi?
Sonuç Olarak:
Bugün olimpiyatlarda veya Avrupa kupalarında İsrail bayrağının dalgalanması, sadece bir spor müsabakası değil, aynı zamanda uluslararası sistemin çifte standardına güzel bir örnektir. Rusya’yı dışlayan irade, Orta Doğu’daki dramı görmezden geliyorsa; bu, kuralların evrensel olmadığını, sadece konjonktürel olduğunu kanıtlar.
Adalet, sadece coğrafi olarak "yakın" veya siyasi olarak "uygun" olanlar için işletildiğinde adalet olmaktan çıkar, bir imtiyaza dönüşür. Spor dünyası ya tüm işgallere ve sivil katliamlara aynı sertlikle "dur" demeli ya da tarafsızlık maskesini tamamen yere bırakmalıdır. Çünkü sahadaki çizgiler ne kadar net olursa olsun, masadaki bu gri alanlar sporun ruhunu her geçen gün biraz daha karartıyor.
Başka bir yazımda buluşmak üzere kalın sağlıcakla.
*****


























