Gazetecilik, alkış almak için değil, gerçeğin peşinden gitmek için yapılır. Tarihe geçen büyük haberlerin ortak özelliği de budur. Rahatsız ederler, tartışma yaratırlar ve kamuoyunun görmesini istemediği noktaları görünür kılarlar. İşte tam da bu yüzden gazetecilik, demokrasilerin en önemli güvencelerinden biridir.
Son günlerde CHP'nin İstanbul'da düzenlediği rozet takma törenine ilişkin ortaya atılan cast iddiası Türkiye'nin en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Olayın hukuki boyutunu elbette yargı değerlendirecek ve nihai kararı hukuk verecektir. Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesi de, peşinen aklanması da doğru değildir.
Ancak bu tartışmanın ötesinde gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek var.
Bu haberi araştıran ve kamuoyuna taşıyan BirGün Gazetesi muhabiri Ebru Çelik, genç yaşına rağmen ses getiren bir gazetecilik örneği ortaya koymuştur. Bir gazetecinin görevi belgeye ulaşmak, araştırmak, doğrulatmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı ise gazetecinin değil, delillerin ve gerektiğinde yargının konusudur.
Buna rağmen CHP yönetiminin habere verdiği tepkinin dozu dikkat çekmektedir. Kamuoyuna yansıyan açıklamalarda haberin içeriğini belgelerle çürütmekten çok, haberi yapan gazeteciyi hedef alan sert ifadeler tercih edilmiştir. Bu tavır, kamuoyunda doğal olarak farklı değerlendirmelere neden olmuş, CHP'nin konu karşısında telaşlı ve savunmacı bir görüntü verdiği yönündeki yorumları da beraberinde getirmiştir.
Siyasette özgüven eleştirilere öfkeyle değil, bilgiyle ve belgeyle cevap verebilmektir. Sert söylemler çoğu zaman tartışmayı sona erdirmez, aaksine daha da büyütür. Nitekim tartışmalar devam ederken ilgili ajansın yaptığı açıklamalar ve kamuoyuna yansıyan bazı kabuller de olayın ciddiyetini artırmıştır. Böyle bir ortamda tartışmanın merkezine haber yerine gazetecinin konulması, basın özgürlüğü açısından kaygı verici bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Yanlış olduğu düşünülen bir haberin karşılığı hakaret değildir. Bunun yolu belge ortaya koymak, tekzip istemek ve hukuki süreci işletmektir. Gazeteciyi hedef göstermek, itibarsızlaştırmaya çalışmak ya da mesleği üzerinden baskı kurmak ise yalnızca bir kişiye değil, gazetecilik mesleğinin tamamına zarar verir.
Basın özgürlüğü, sadece hoşumuza giden haberleri yapan gazetecilerin özgürlüğü değildir. Gerçek anlamda basın özgürlüğü; rahatsız eden, eleştiren ve iktidarı ya da muhalefeti sorgulayan gazetecilerin de hiçbir baskı görmeden görevlerini yapabilmeleridir. Çünkü bugün susturulan bir gazeteci, yarın toplum adına sorulması gereken soruları da soramaz hâle gelir.
Bu nedenle Ebru Çelik'i, ortaya koyduğu araştırmacı gazetecilik anlayışı ve cesareti nedeniyle mesleki anlamda kutlamak gerekir. Haberin hukuki sonucunu belirleyecek olan mahkemelerdir. Ancak gazetecilik başarısını teslim etmek, hukuk sürecinden bağımsız bir mesleki değerlendirmedir.
Demokrasilerde haberin muhatabı gazeteci değil, haberin kendisidir. Güçlü demokrasiler; gazetecilerin susturulduğu değil, haberlerin delillerle tartışıldığı ülkelerde yaşar. Basının görevi iktidarı da muhalefeti de sorgulamaktır. Bu görevi yerine getiren gazetecileri hedef almak ise hiçbir demokratik anlayışla bağdaşmaz.




























