Yirmi üç yıldır ülkemizin yönetimine sahip AKP iktidarı Yirmi üç yılın sonunda bazı alanlarda başarılı olsa da Halkımızın refah seviyesini asla yükseltemedi . Halbuki iktidarlar için yirmi üç yıl çok uzun bir siyasi süreçtir.
Yirmi üç yılın sonunda hayat pahalılığı artı. Emekliler yoksullaştı. Ülkemizin dişinden tırnağından artırarak bin bir emekle yaptırdığı milli fabrikalarımız satıldı ve onların getirdiği değerler kaybedildi. Emekli olmaya hazır olan devlet memuru önceleri aldığı emekli ikramiyeleri ile bir ev alabilirken bu gün ev alma hayali bitti. Bir araba alma hayali kuran devlet memuru sıfır araba alma hayalini kaybetti.
Yolsuzluk dosyaları her gün muhalefet tarafından yayınlandığı halde istenilen düzeyde hesap sorulmaması halkımızda umutsuzluk yarattı. Deprem olduğunda Kızılay gibi kurumun battaniye satması, Türk silahlı kuvvetlerinin Depreme anında müdahele ettirilmemesi tartışmaları başladı. Türk ordusunun içine , Polis teşkilatının içine sızan ABD destekli , dini motifli darbeci Feto örgütününü darbeye kalkışına kadar hiç bir devlet yetkilisinin fark etmemesi hayretler içinde izlendi.
Eğitimde sorunlar çözülemedi sekiz bakan sekiz defa müfredat değiştirmeye kalktığında , soruların çalındığında Türk toplumunda umutsuzluk doğurdu. Hiç tartışılmaması gereken Diyanet teşkilatı en çok tartışılan, kürsüde israf ve lüks haramdır diyen diyanet resinin lüks araba sevdası ve lüks hac ziyaretleri ve seksen ülke ziyaretleri tartışıldı.
Peki neden bu tür tartışmalarla değil de ülkede yaşayan herkesin adalete , yargıya , polise, diyanete, eğitime son derece güveneceği bir sistem kuramadık
En önemlisi de, liyakatsiz kimselerin işe alınmasıyla, kurumun amacını gerçekleştirememesi ve hedeflerine ulaşamaması sonucunda verimin düşmesi, ürün ve hizmette nicelik ve nitelikte kayıplar meydana gelmesi nedeniyle topluma vermekle sorumlu olduğu hizmeti istenilen nicelik ve nitelikte ulaştıramaması gibi bir sorunla karşılaşması da yine bu konuda verilmiş yanlış kararların sonucudur.
Ancak Anayasada ve kanunda liyakat sistemine dair doğrudan açıklamalar bulunmasına karşın istenilen ölçüde uygulamaya geçilmediği, bu yüzden liyakatsiz kimselerin işe alındığı, liyakat sahibi oldukları halde işe alınamayanların haklı yakınmalarına neden olunmaktadır.
İnsanın yaşamını erdemli bir şekilde sürdürebilmesi için tüm değerleri içinde barındıran bir kavramdır liyakat. Bir toplumun gelişebilmesi için olmazsa olmazlardandır. Gelişmiş olan kurum, kuruluş, üniversite ve hatta devlet ile gelişememiş olanlar arasında turnusol kâğıdı gibi ayırt edici temel unsurlardan biridir. Liyakat ve sadakatin sıralamasının tartışıldığı bir toplumda, bir yerlerde sıkıntı var demektir. Çünkü liyakat, belirli bir bilinç doğrultusunda bireyin kendisi, ülkesi, vatanı ve milleti için elinden gelen tüm gayret ile çalışması neticesinde oluşabilecek ve gelişebilecek yetiler bütünüdür.
Liyakat ve sadakat ikiz kardeş gibidir. Ne var ki liyakat, sadakatten biraz önce doğmuştur.
Siyasal modernlik, demokrasi projesi üzerine kurulduğundan toplumsal tabakalaşma sistemi açısından mutlak bir eşitliği olmasa da adaleti sağlamak zorunluluğuyla hareket ederek liyakate dayalı toplumların oluşumunda merkezi bir konum üstlendi. İnsanların istihdamda, çalışma yaşamında, eğitimde eşit ilkelere ve kurallara dayalı olarak pozisyon almaları elbette hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasiyle mümkün hale geldi. Sınavların eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine dayanması ve sadece başarıya endeksli sonuçların takdir edilmesi zorunluluğu, insanların tabakalaşma sistemindeki pozisyonlarını almalarında hangi aileden, siyasal anlayıştan, tarikattan veya toplumsal gruptan geldiklerinin önemsizleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu elbette adaletin işlemesini ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi gereksinmektedir.
Eğitime, yeteneğe, deneyime, başarıya endeksli bir tabakalaşma sisteminin devreye girmesi, insanların -en azından bir bölümünün- meslek seçimlerinde kendi tercihleri ve yetenekleri doğrultusunda hareket etmelerini sağladı. Bir önceki geleneksel toplum yapısındaki verili statüler çözülmeye ve eğitimle, yetenekle, çalışmayla, başarıyla kazanılan statüler güçlenmeye başladı. Bu ilerleme eşitlik açısından büyük kazanımlar getirdi; çünkü toplumsal hareketliliğin özellikle eğitime dayanması, eğitimde “fırsat eşitliği” gibi son derece ileri bir uygulamayı hayata soktu. Sonuç olarak da bu ilerleme toplumun liyakat ilkesiyle tanışmasını sağladı. Hem toplumsal hareketlilik hem de liyakat, modern toplumun gelişiminde önemli işlevlere sahip oldu. Öyle ki üyesi olduğu ailenin, topluluğun veya grubun değil ama kendi aldığı eğitimin, becerisinin, başarısının bireyin konumunu ve statüsünü belirlediği bu yenilik modern toplumun elbette önemli temellerinden birini oluşturdu.
Demokrasinin ve hukuk devletinin temellerinden olan devletin vatandaşa eşit mesafede bulunması gerekliliği, maalesef yaygın kayırmacılık ve siyasi patronaj sistemi yüzünden zarar görmektedir. Liyakat ölçütleri sağlandığı sürece yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi suçlarla baş edebilmek mümkündür
Şu anda halkımızın adalete olan güveni azalmış, parti kadrolarının işe alınmasında siyasetin etkili olduğuna inamaktadırlar. Her işin başı adaletten gelir sözüne artık inanmamaya başlamıştır. Kamuda ise liyakat sorunu çoğu zaman iktidarlara yakın olan tarikatlardan, dernek ve vakıflardan alınan torpillerle kolayca bertaraf edilmektedir. Yüksek ve önemli görevlere, kendi programlarının uygulanabilmesi için iktidara yakın görüşte olanların tercih edilmesi normal karşılanır. Ancak binlerce memur, öğretmen hatta polis alımlarında bile liyakat dışı bazı özelliklerin aranması hiç normal değildir. Yazılı sınavlarda çok yüksek puan alanlar, mülakat denilen sözde sınavlarla maalesef sizden, bizden ayrımı yapılarak kolayca ekarte edilebiliyorlar. Atalarımızın “tuz kokmuş” diye bir sözü vardır. Tuzu kokmaktan kurtarmak için devletin her kurumunda, her kademesinde liyakate dikkat eden bir işleyiş oluşturmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir
2709 sayılı ve 7.11.1982 tarihli T.C. Anayasası’nın IV. Kamu Hizmetlerine Girme Hakkı başlığı altında yer alan Madde 70 “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” şeklinde liyakat sistemine dair doğrudan açıklama bulunmasına rağmen istenilen ölçüde uygulamaya geçirilmediği, kamu personeli atamalarında siyasal kayırmacılığın liyakat üzerinde hâkimiyet kurduğu görülmektedir.
liyakatsizlik insanın toplumdan ümidinin azalmasını, motivasyonunun düşmesini ve giderek kalitede yaşanacak irtifa kaybını birlikte getirir ve sıfır toplamlı sonuçlar doğurur. yetersizlikler, kayırmalar, tecrübesizlerin başarısızlıkları bütün bir toplumu ve devleti yaralıyor, geriye düşürüyor ve kimseye faydası olmayan bir hale dönüşüyor.
AKP iktidarı tarafından seçilenlerin, seçicilerin, karar alıcıların “benim oğlum / kızım / yeğenim / yandaşım önce şuraya girsin de, sonra diğer işlere bakarız” mantığını kesin bir kararlılıkla terk ederek “hiçbir surette tavassutta bulunulmayacak” şeklinde bir söylemi terk ettikleri için Türk halkı görerek, duyarak, bilerek son yerel seçimlerde Kırkbeş yıldır iktidar yüzü görmeyen CHP ye yerel belediyelerin çoğunluğunu vererek birinci parti yapmıştır.
*****


























