Ne 2026 Dünya Kupası, ne Milli Takımın Avustralya yenilgisi ne oynayacağı Paraguay maçı, ne şu ne bu…
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın göz bebeği Aykut Kocaman’a attığı çalım ile 40 yıllık arkadaşının telefonlarına çıkmayan, mesajlarına cevap vermeyen Oğuz Çetin konuşuluyor, Türk futbolunda…
Tabi ki, İsmail Kartal’ı da es geçmiyorlar…
Özellikle Oğuz Çetin’e büyük tepki var…
Seçim öncesinde sık sık bir araya gelen, yeni yapılanma ile planlar yapan ikili, Aziz Yıldırım’ı da eklersek üçlü, Fenerbahçe’de nasıl bir yol izleyecekleri noktasında mutabakat sağlamalarına rağmen, ne oldu da Aykut Kocaman son düzlükte dışarıda kaldı?
Sosyal medyada ve televizyonlarda bir kamyon dolusu spekülasyon yapılıyor, kimi dayanıklı, kimi dayanaksız, ama gerçek olan Aziz Yıldırım ile Oğuz Çetin’in Aykut Kocaman’a attıkları çalım!
Özellikle Oğuz Çetin’in, yaşanan süreçte Aykut Kocaman ile irtibatı tamamen kesmesi ve ölü taklidi yapması…
Ki, Aykut Kocaman sabah ve akşam olmak üzere kendisine iki kere mesaj atmasına rağmen, görmezden geliyor, 40 yıllık kader birliği yaptığı arkadaşını…
Aykut Kocaman 2026’nın Haziran ayının 18’ini, yani Perşembe’sini asla unutmayacaktır!
Çünkü, en sevdikleri tarafından büyük bir ihanetle karşı karşıya kaldığı tarihtir…
Futbol böyle bir şey işte!
Beni ilgilendiren yanı sadece vefa ve insani tarafı…
Yoksa ne Fenerbahçe ne Aziz Yıldırım ne Oğuz Çetin ne de Aykut Kocaman, beni çokta ilgilendirmiyor…
Dediğim gibi, futbolda kimse vefa aramasın…
Aykut Kocaman kendine şunu sormalı; Oğuz Çetin benim gerçekten arkadaşım mı?
Cevabını da kendisi vermiştir mutlaka…
Aykut KOCAMAN bir vefasızlıkla karşı karşıya…
Yediği kazığı ya da sırtındaki hançeri nasıl çıkarır bilemem, ama “Kurt kışı geçirirmiş, lakin yediği ayazı unutmazmış.”
Aykut Kocaman’ın durumu tam da böyle.

DOSTUN ATTIĞI GÜL YARALAR BENİ
Hikâye olunur ki: Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.”
Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in musahibi (can yoldaşı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden.
Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür: Şu kanlı zalımın ettiği işler, garip bülbül gibi zaralar beni. Yağmur gibi yağar başıma taşlar, ille de dostun bir fiskesi yaralar beni. Dar günümde dost düşmanım belli oldu.
Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.
Ecel fermanı boynuma takıldı.
Gerek asa, gerek vuralar beni.
Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz. Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz. Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.
xxx
Özetlersem yazımı; İsmail Kartal tercihi, Aziz Yıldırım’ın kaleminin silgisinden önce bittiğinin büyük fotoğrafıdır!
Biraz da bu pencereden bakmak lazım.




























