Sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren bildirimler, son dakika haberleri ve bitmek bilmeyen bir "kaydırma" (scrolling) hali... İnternet bize dünyayı sundu ama acaba bizden neyi götürdü? Bugün, ekran başında geçirdiğimiz saatlerin sonunda neden kendimizi daha bilgili değil de daha yorgun hissediyoruz bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Gelin hep birlikte biraz düşünelim.
"Yetişememe Korkusu"
Herkesin her şeyi bildiği, her konuda fikir beyan ettiği bir dünyada; bir şeyi "kaçırma" korkusu (FOMO) ruhumuzu kemiriyor. Bir tweet’e bakarken diğer tarafta bir video kaçıyor, başka bir videoya geçiş yapılıyor oysa önceden öyle miydi dakikalarca filmler göz kırpmadan dikkatlice izlenirdi. Tam bir haberi okurken öteki haberin eskidiğini sanıyoruz. Bu hız yarışı içinde, derinlemesine düşünmek artık lüks bir alışkanlığa dönüştü. Sonuç okumuyoruz, sadece göz gezdiriyoruz. Anlamıyoruz, sadece tüketiyoruz.
Haber sitelerinden sosyal medya akışlarına kadar her şey önümüze birer "paket" olarak sunuluyor. Algoritmalar neyi sevmemiz gerektiğini, neye öfkelenmemiz gerektiğini fısıldıyor kulağımıza. Kendi özgür irademizle bir fikri savunmak yerine, önümüze düşen en popüler görüşü satın alıyoruz ve cebimize koyuyoruz.
Gerçek şu ki: Gürültü arttıkça, hakikat sessizleşiyor.
Bir "Durma" Molası
Peki, bu dijital fırtınanın içinde nasıl ayakta kalacağız? Çözüm teknolojiye düşman olmak değil, teknolojinin bizi yönetmesine izin vermemekte yatıyor.
Gelin hep birlikte ne yapalım biliyor musunuz Her gün yarım saat ekranları kapatalım,
Sadece "tıklanmak için" yazılmış içerikler yerine, derinliği olan bir makaleye vakit ayıralım,
Yorum yapmadan önce sadece "dinlemek".
Dünya biz bir saniyeliğine ekrandan kafamızı kaldırdığımızda durmuyor; aksine, o an yaşamaya başlıyoruz. Bugün kendinize bir iyilik yapın: Bu yazıyı okuduktan sonra ekranı kilitleyin ve pencereden dışarıya, sadece beş dakika boyunca hiçbir şey beklemeden bakın.
İnsanı insan yapan hız değil, durup düşünebilme yetisidir.


























