Bu hikâyemiz Konya düğün yemeklerinde farklı örneklerine şahit olmuş olsak da biraz
anonim olacak.
Tabii bilmeyenler için tüm ayrıntılarıyla başlı başına bir yazı konusu yapacağımız bizim
meşhur düğün yemeklerimizin burada sadece sıralı menüsünü anlatalım ki asıl konumuz
olan Bamya Çorbası konusuna gelelim.
Etrafında tabure ya da sandalye bulunan yuvarlak tahta masa sofralara on kişi birden
oturulur. Mis gibi yoğurt çorbası ile başlanır yemeğe ve herkes aynı tasa, tabağa kaşık
sallar. Devamında sofra sakinleri “tamam artık getirme” diyene kadar bilmem kaç kayık
tabağı pilav üzerinde kebap tadında kuşbaşı et ve ardından irmik helvası ile bilmeyenler
tam yemek bitiyor diye düşünürken ateş gibi sıcak bamya çorbası iner masaya. Sonrasında
yine pilav üzeri et ve zerde tatlısının yanı sıra meyve suyu ikramı ile dua edilip kalkılır
sofradan.
İşte böyle bir düğün yemeğine baba ve oğlu birlikte giderler. Sıra bamyaya gelince her
zaman olduğu gibi birisinin önce davranıp bir kaşık alarak çok sıcak ya da Konya ağzı ile
sıcaklığın garerinde olup olmadığını deneyerek masadakilere bilgi vermesi beklenir. Oğul
kaşığını çorba tasına daldırıp ağzına götürürken babası gelecek haberi beklemeye başlar.
Daha kaşığı geri çıkartmadan gözlerinden yaşlar boşalınca oğlunun ağzının yandığını
düşünen adamcağız biraz da babalık duygusuyla telaşla sorar:
— Oğlum çok mu sıcak?
— Yok baba, çok sıcak değil!
— O halde niye gözlerinden yaş geldi?
— Rahmetli anam aklıma geldi baba, bamya çorbasını çok severdi ya…
Yakın zamanda hanımı rahmetli olan adamcağız üstüne bir de oğlunun bu hali ile hayli
dertlenir ve bamya çorbasını hakikaten çok seven rahmetli eşinin hatırasına kaşığı tasa daldırır ve oğlundan aldığı istihbarat doğrultusunda ağzına boşaltır. Boşaltır boşaltmasına
ama öyle bir sıcaklık diline, damağına, boğazına oturur ki bir anda ömrü hayatında bu
kadar kaynar bir bamya çorbası içmediğini hatırlar. Aman Allah’ım nasıl yanmıştır önce
dili, sonra ağzının geri kalan diğer tüm zerreleri. Hemen suya uzanacak olur ama bilir ki su
böyle durumlarda değil acıyı azaltmak şiddetini daha da arttırır olur. Gözlerinden öyle bir
yaş boşanır ki oğlunun gözlerinden akan yaş yanında sıfır kalır.
Mendilini çıkartıp gözlerini silerken, diğer taraftan üfleyerek ağzını rahatlatmaya
çalışırken oğlu olacak gidi hınzırca sorar:
— Baba ne oldu, senin de mi annem aklına geldi?
— Evet oğlum, geldi gelmesine de bamya çorbasını sevdiğinden değil!
— Ya neden?
— Öldü gitti kadıncağız, seni doğuracağına taş doğursaydı diye ağlarım. Tövbe
tövbe!




























