Şifolardan Osimhenlere Neyi Unuttuk?
Eskiden bu ülkenin sokaklarında, mahalle aralarında toz koparan çocukların formalarının arkasında tek bir şey yazardı: Aidiyet.
O zamanlar çocukların kahramanları uzakta değildi. Saçlarını Rıdvan Dilmen gibi tarayan, kaleyi gördü mü Tanju Çolak gibi vuran, orta sahada Şifo Mehmet zarafetiyle top dağıtan ya da Tugay Kerimoğlu gibi oyuna akıl koyan "bizim çocuklar" vardı. Her bir isim, bu toprağın bağrından kopmuş, tribündeki babayla, sokaktaki çocukla aynı dilde gülen, aynı dilde üzülen figürlerdi.
Bugün ise mahalle maçlarında atılan gollerin ardından yükselen sesler bambaşka: "Icardi!", "Osimhen!", "Torreira!"...
Bunlar Kötü futbolcular mı? Asla. Dünyanın en büyük starları, izlemesi büyük keyif. Ancak buradaki temel sorun, bu isimlerin kalitesi değil; bizim kendi çocuklarımızın hikayelerini yazmayı bırakmış olmamız. Türk futbolu, kendi öz kaynaklarından beslenmeyi unuttu ve dışarıdan hazır paket mutluluklar ithal eden bir "tüketim çılgınlığına" teslim oldu.
Bugün Türk futbolunun en büyük yapısal krizi, altyapıların birer "futbolcu fabrikası" olarak değil, federasyon talimatlarını yerine getirmek için sürdürülen angaryalar olarak görülmesidir.
Kulüplerimiz borç batağındayken bile, milyon avroları 30 yaşını aşmış yabancı oyuncuların bonservislerine ve maaşlarına gömmekten çekinmiyor. Çünkü günü kurtarmak, geleceği inşa etmekten daha kolay geliyor. Oysa ki:
Sabır Yok: Genç bir Türk oyuncu iki maç kötü oynadığında hemen "yetersiz" damgası yerken, milyonluk yabancı transferlerin form tutması aylarca bekleniyor.
Milyon dolarlık tesisler yapıyoruz ama içine o gençleri dünya standartlarında eğitecek, modern futbolu bilen antrenörleri koymuyoruz.
Sorun yabancı sayısının çokluğu değil, yerli oyuncunun rekabet edebilecek eğitimi alamamasıdır.
Bir kulübün ruhunu, onun genetiğini bilen yerli oyuncular ayakta tutar. Derbide yenildiğinde içi sızlayan, şampiyonlukta taraftarla aynı samimiyetle ağlayan oyuncuların nesli tükeniyor. Bugün çocukların sadece yabancı isimleri ezberlemesi, futbolumuzun sosyolojik olarak da bir "yabancılaşma" yaşadığının en net kanıtıdır.
Çocuklarımıza kendi topraklarından çıkan başarı hikayelerini sunamazsak, onlar da televizyonda, sosyal medyada parlatılan hazır ikonların peşinden giderler.
Gerçek şu ki: Yarın Icardi gidecek, öbür gün Osimhen... Peki geriye ne kalacak? Eğer arkadan gelen bir "Sergen", bir "Hami", bir "Nihat" yoksa, tribünlerde sadece geçmişin masallarını anlatan yorgun bir nesil kalacak.
Çözüm Belli: Özümüze Dönmek Bir Tercih Değil, Zorunluluktur
Türk futbolunun kurtuluşu, transfer uçağının kapısında değil, Florya’nın, Ümraniye’nin, Samandıra’nın, Özlüce’nin, Trabzon’un,Konyaspo'un altyapı sahalarındadır. Kulüpler, bütçelerinin en azından %10'unu menajerlerin cebine koymak yerine altyapı akademilerine harcamak zorundadır.
Çocuklarımızın duvarlarını yeniden bu ülkenin çocuklarının posterleriyle süslemesini istiyorsak, önce onlara güvenmeli, onları eğitmeli ve o şansı vermeliyiz. Aksi takdirde, milyarlarca lira harcayıp başkalarının hikayelerini alkışlayan lüks bir figüran olmaktan öteye gidemeyiz.



























