Bir hayalin peşinden milyonlar yürüdü.
Ay-yıldızlı formaya olan inanç, yıllardır görülmemiş bir coşkuya dönüştü.
Dünya Kupası yolculuğuna çıkan millilerimizi uğurlamak için insanlar meydanlara akın etti.
İlk maç sabahı yalnızca İstanbul'da bir milyon, ülke genelinde hatta Dünya nın farklı ülkelerinde milyonlar tek yürek oldu.
Türkiye, uzun zaman sonra bu kadar büyük bir umutla aynı heyecanı yaşadı.Ama umut, yerini büyük bir hayal kırıklığına bıraktı.
Burada en kolay yol futbolcuları suçlamaktır. Ben o yolu seçmiyorum.
Çünkü bu kadro, kalitesi tartışılmayacak oyunculardan oluşuyordu.
Böylesine değerli bir jenerasyonun elinden başarı kayıp gidiyorsa, dönüp aynaya bakması gerekenler saha kenarında ve yönetim katındadır.
Teknik Direktör Montella'nın turnuva sonrasında kurduğu "Nasip değilmiş." cümlesi ise hafızalara kazındı.
NASİP...
Elbette hayatta nasip diye bir gerçek vardır.
Ama başarısızlığın arkasına sığınılacak bir mazeret değildir. Futbolda nasibin yanında plan vardır, analiz vardır, cesaret vardır, doğru kadro tercihleri vardır.
Bunlar eksik olduğunda "nasip" demek, sorumluluğu kaderin omuzlarına yüklemekten başka bir anlam taşımaz.
İnsan ister istemez soruyor:Sayın Montella, "nasip" kelimesini ne ara öğrendiniz?
Daha da önemlisi, bu sözlerden sonra sizi hâlâ Türkiye A Milli Takımı'nın başında tutmayı düşünenler neyi bekliyor?
Asıl sorgulanması gereken nokta tam da burasıdır.Bir başka düşündüren konu ise başarısızlığın ardından konuşulan primler ve ödüller...
Sonuç ortadayken hâlâ villalar, milyonlarca liralık primler gündeme geliyor.
Oysa turnuvada kendisine verilen Rolex saati "Bizler bunu hak etmedik, diyerek iade edecek kadar onurlu davranan sporcular da gördük.
İşte aradaki fark tam da burada.
Başarı ödülü hak eder. Başarısızlık ise önce hesap vermeyi gerektirir.
Bu millet sizi büyük bir sevgiyle uğurladı. Yol boyunca dualar etti, umut bağladı. Ancak dönüşünüz neredeyse sessiz sedasız oldu. Ne bir coşku vardı ne de o büyük kalabalıklar...
Çünkü insanlar sadece kaybettiğiniz için üzülmedi.
Onları asıl yaralayan, umutlarının boşa çıkması ve bunun ardından kimsenin gerçek anlamda sorumluluk almaması oldu.
Bir kez daha söylüyorum; futbolcuları hedef göstermiyorum.
Eleştirim, bu kadronun potansiyelini doğru yönetemeyen teknik anlayışa ve bunun hesabını vermesi gereken federasyon yönetiminedir.
Şimdi herkesin cevabını merak ettiği soru şudur:
Federasyon Başkanı ve Montella, yaşanan bu büyük hayal kırıklığından sonra o koltuklarda oturmaya devam edecek mi?
Çünkü bazen asıl mesele kaybetmek değildir.
Kaybettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmaktır.






























