Gazetecilik…
Kimi zaman bir fotoğraf karesinde, kimi zaman bir cümlenin içinde vicdanla sınanır.
Ankara’da, UNICEF ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Çocuk Hakları ve Medyada Temsil” çalıştayına Değerli dostum Olay TV.'nin Sahibi Kemal Soylu ile birlikte katıldığımda, mesleğimizin slında ne kadar hassas bir terazide durduğunu bir kez daha hissettim.
Üç gün süren programda; gazeteciler, dijital içerik üreticileri ve akademisyenler, “çocuğu haberin nesnesi değil, öznesi olarak görmenin” ne anlama geldiğini tartıştı.
Öncelikle belirteyim. Basit gibi görünen bu fark, aslında gazeteciliğin en derin kırılma noktalarından biri.
Çünkü bir haber yazarken seçtiğimiz kelime, kullandığımız fotoğraf, ya da kurduğumuz cümle; bir çocuğun hayatında kalıcı bir iz bırakabiliyor.
UNICEF’in küresel deneyimiyle, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin akademik katkısı birleştiğinde ortaya çıkan tablo çok netti:
Artık medyada etik dönüşüm kaçınılmaz.
“Çocuğun yüksek yararı” kavramı, sadece hukuk kitaplarının satırlarında değil, haber merkezlerinin vicdanında da yer bulmalı.
Bir çocuğun kimliğini açık eden, mağduriyetini istismar eden veya onu reyting aracı haline getiren her içerik, aslında gazeteciliğin onuruna vurulan bir darbe.
Çalıştayın “Dijital Medya ve Çocuk” oturumlarında, algoritmaların önyargıları, sosyal medyada “performatif empati” gibi kavramlar konuşuldu.
Kısacası, mesele sadece haber bültenleri değil; YouTube’da, Instagram’da, hatta bir “hikâye” paylaşımında bile sorumluluk bilinci taşımak gerektiği vurgulandı.
Aslında bu, sadece bir medya meselesi değil, insanlık meselesi.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Yılmaz Karaca nın da katıldığı ve çok önemli bir kapanış konuşması yaptığı, Kemal Soylu ile birlikte katıldığımız bu programda, şunu çok net gördüm.
Gazetecilik, sadece gerçeği aktarmak değil, doğruyu korumaktır.
Ve bu doğruların en masum hâli, çocukların haklarının korunması ile başlıyor.
Bugün hâlâ çocukları haberlerde “kurban”, “mağdur” ya da “sistem hatasının sonucu” olarak görmekle yetiniyoruz.
Oysa onların sesi olmak, duygularını korumak, yarınlarını savunmak da bu mesleğin en onurlu görevlerinden biri.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın vakti geldi:
Bir haberi ilk veren değil, en vicdanlısını yazan gazeteci olmayı başarabilecek miyiz?
İŞTE TAMDA BU NOKTADA..
Önce Kendime soruyorum.
En azından bundan sonra…
Çocuk Haklarına Duyarlı Medya Mümkün mü?..



























