Sapsarı saçlarım vardı eskiden...
Eskiden uzun, sapsarı ama güneş sarısı gibi saçlarım vardı. Güzel miydi, bilinmez; o göreceli. Ama kendimi bildim bileli çok severdim sarı rengi. Babam kızardı, ben de saklardım o yüzden saçlarımı. Gizli gizli, azar azar mutlaka gider boyatırdım. O fırçayı yerdim ama yine de gider yaptırırdım. Sarı renk bana içimdeki deli çocuğu, o çılgın yönümü hissettirirdi. Bir dışavurumdu sanki... Beni anlatan, ben yapan bir parça gibiydi. İnatla yıllarca hiç vazgeçmedim sarı sevdamdan.
Sonra bir zaman, içimdeki çocuk mu öldü bilmem... Döndüm kendi rengime. Koyu kahve oldu saçlarım. “Çok yakıştı, işte bu ya!” dediler falan... Ama bana hiç öyle gelmedi. Sanki azalmıştı neşem, bitmişti o deli yönüm. Eskisi gibi hissetmiyordum ki... O koyu renge gömdüm hem kendimi hem o deli kızı.
Varsın yakışmasaydı da yine içim öyle kalsaydı; o heyecan hep var olsaydı... Büyük, kocaman bir insan gibi hissettiren şimdiki saçlarım beni sanırım mutlu etmedi. Büyümek gibi bir şeydi bu. Bakarsınız, bir gün dönerim yine sapsarı saçlarıma. Ne zaman gelir o heyecan, işte o zaman...
Derler ya, “Kadınların ruh hali önce saçlarıdır,” diye. Ne doğru bir laf bu! Işığımız sönünce onlar da kararıyormuş meğer. Sizi bilmem ama ben, gözleri ışıl ışıl, saçları sapsarı o kızı çok özledim. Dünya yansa umursamaz, neşesi hiç bitmezdi. Sorsalar, tarif etseler beni; “O çok gülen kız,” mı derlerdi bana? Şimdiki halimin bu kızla pek alakası yok gibi... Belki de bana küstü gitti.
Ehline denk gelmeyenlerde her şey zayi olur, dostlar. Tek sizin enerjiniz yetmez onları düzeltmeye. Bir bakmışsınız, hop, onlar sizi yemiş bitirmiş. Aynı onlar gibi olmuşsunuz. Ne üzücü ama öyle... Kötülükle beslenen, neşesiz insanlarla olmayın; ışığınızı çalarlar ve o karanlık saçlarınızdan tırnaklarınıza kadar yansır.
Geç değil ama... Bir an önce uyanıp hepsini ait oldukları yere bırakmak lazım. Beklerseniz, çöp gibi zamanla kokar ve tüm bedeninizi çürütür. Siz beni dinleyin: Sarı güzeldir, deli rengidir. Çılgınlığın, neşenin sembolüdür. Öyle olmasa, güneş sapsarı bir ışık gibi gözükmezdi uzaktan.
Bazı insanlar var mesela hiç yormayan... Simit yerine poğaça alıyorsun, “Olsun, bugün de poğaça yiyelim,” diyor. Yolu kaçırıyorsun, “Yarım saat geç gideriz, ne olacak,” diyor. İstemeyerek de olsa ufak bir hata yapıyorsun, “Her hata bir ders niteliğindedir,” diyor. Böylelerine olgun mu, yapıcı mı, düzgün insan mı denir, bilmiyorum. Lakin bildiğim şey; efendilik, hayran bırakan bambaşka bir şey. Kadını, erkeği fark etmez; nezakete, iyi üsluba, kaliteli duruşa hep hayran olmuşumdur. Eee, böyle insanlar varsa yanınızda, o saçlar da sapsarı olmaz mı?
Siz beni dinleyin... Sarıdan ve size sarının yakıştığını yani sizi olduğu gibi kabul eden ve varlığıyla mutlu eden insanlardan asla vazgeçmeyin.



























Biran kendimi sarı saçlı hayal ettim beni Maraş tan kovdurtulacaksın dostum şaka bir yana yazın çok güzel ve anlamlı içimizdeki neşeyi çalanlardan uzak durmak en iyisiiii
Hayatım gene döktürmüşün