Bugün; Hicrî 24 Muharrem 1448. Takvimler değişir, yıllar geçer, mevsimler birbirini kovalar… Fakat bazı günler vardır ki üzerinden asırlar geçse de yüreklerde ilk günkü kadar canlı kalır. Hicrî yılbaşı da işte böyle bir başlangıçtır. Sadece yeni bir yılın kapısını aralamak değil; muhasebenin, hicret ruhunun, fedakârlığın ve yeniden dirilişin adıdır.
Hicret; sadece bir şehirden başka bir şehre göç etmek değildir. Hicret, kötülükten iyiliğe, zulmetten nura, nefretten muhabbete, isyandan itaate doğru yapılan büyük yolculuktur. Her yeni Hicrî yıl, bizlere bu yolculuğu yeniden hatırlatır.
Muharrem ayı ise İslam’ın en müstesna zamanlarından biridir. Bereketiyle, ibadetiyle, sabrıyla ve ibret dolu hatıralarıyla gönüllerimize seslenir. Fakat Muharrem denildiğinde yüreklerimizi en çok sızlatan hadise hiç şüphesiz Kerbelâ’dır.
Takvimler 10 Muharrem’i gösterdiğinde, insanlık tarihinin en acı sahnelerinden biri yaşandı. Peygamber Efendimiz’in (sav) ciğerparesi, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin ve beraberindeki sadık yol arkadaşları; susuz bırakılarak, kuşatılarak ve büyük bir zulüm altında şehadet şerbetini içtiler.
Kerbelâ yalnızca bir savaş değildir. Kerbelâ; hakkın batıla karşı dimdik duruşunun adıdır. Adalet uğruna ödenen en ağır bedellerden biridir. Gücün değil, hakikatin kazanacağını gösteren ölümsüz bir ders niteliğindedir.
Hz. Hüseyin, canını kurtarmak için değil; dini, adaleti ve insanlığın onurunu korumak için yürüdü. O gün Kerbelâ çölünde şehit edilen sadece insanlar değildi; vicdanlar da sınandı, insanlık da imtihan edildi.
Bugün bize düşen, Kerbelâ’yı yalnızca gözyaşıyla anmak değildir. Asıl görevimiz; Hz. Hüseyin’in temsil ettiği doğruluğu, adaleti, merhameti ve hakkaniyeti hayatımıza taşımaktır. Zulmün karşısında susmamak, haksızlık karşısında eğilmemek ve hangi şartta olursa olsun doğruluktan ayrılmamaktır.
Muharrem ayının onuncu günü olan Aşûre ise acıyla umudun aynı potada buluştuğu müstesna bir gündür. Rivayetlerde birçok ilahî lütfun bu günde gerçekleştiği anlatılır. Paylaşmanın, bereketin ve kardeşliğin sembolü olan aşure de farklı tatların aynı kazanda uyum içinde birleşebileceğini bizlere öğretir. Tıpkı farklılıklarımızla bir millet, bir ümmet olabilmemiz gerektiği gibi…
Yeni Hicrî yılın; gönüllerimize huzur, ailelerimize bereket, ülkemize birlik ve beraberlik, bütün İslam âlemine ise barış, adalet ve kardeşlik getirmesini Rabbimizden niyaz ediyorum.
Kerbelâ şehitlerini, başta Hz. Hüseyin Efendimiz olmak üzere bütün Ehl-i Beyt büyüklerini rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum.
Rabbim bizleri, hakkı hak bilip ona tabi olanlardan; batılı batıl bilip ondan uzak duranlardan eylesin. Ensar muhacir kardeşlik ruhunu üzerimizde payidar kılsın. Ümmeti Muhammedi, Cihad şuurundan ayırmasın. Yaratılış vesilesimiz, yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve Şehitlerin Sertaçı Hz. Hüseyin (as) Efendimiz başta olmak üzere, tüm Kerbela şehitlerinin şefaatlerine nail eylesin.
Âmin.






























