Zamanın akıp giden hızı içinde, ruhumuzun yorulduğunu, kırıldığını ve bazen de kalabalıklar içinde ne kadar yalnızlaştığını hissederiz. İşte tam böyle anlarda, hayatın koşturmacasına şefkatli bir mola verdiren, kalbimize sükunet üfleyen mübarek bir zaman dilimi çıkagelir. Adı; Kurban Bayramı’dır. Ama ardındaki mana, sadece takvimdeki birkaç kırmızı günden çok daha derindir.
Bayram, bir eve sadece misafirlerin gelmesi değil; uzun zamandır uğranmamış gönüllere, unutulmuş hatıralara ve kırılmış kalplere geri dönüştürülmesidir.
Modern dünya bize sürekli "tüketmeyi" ve "biriktirmeyi" öğütlerken, Kurban Bayramı tam tersini fısıldar kalbimize: "Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil."
Kurban, kelime anlamıyla "yakınlaşmak" demektir.
Yaradan’a yakınlaşmak,
Kendine yakınlaşmak,
En çok da yanı başındaki komşuna, uzaktaki kardeşine, mahalledeki yetime yakınlaşmak...
Elinizdekini hiç tanımadığınız bir insanla paylaştığınızda, o insanın gözlerinde çakan o minnet ve mutluluk kıvılcımı, dünyadaki tüm maddi zenginliklerden daha değerlidir. O an anlarsınız ki; insan sadece ekmeği değil, aslında umudu ve sevgiyi bölüşmektedir.
"Biz paylaştıkça çoğalan bir medeniyetin çocuklarıyız. Bir yetimin tebessümü, bir yaşlının 'Allah razı olsun' duası, hayatın tüm yükünü omuzlarımızdan alıp götürecek kadar güçlüdür."
Hâlâ nerede o eski bayramlar diyenlerden misiniz? Belki de aradığımız şey geçmiş zaman değil, o zamanlardaki saf niyetlerimizdir.
Bayram sabahları, erkenden uyanılan o telaşlı ama huzurlu evler... Annelerin özenle hazırladığı sofralar, babaların camiden dönüşünü bekleyen heyecanlı gözler... Ve tabii ki, o heyecana eşlik eden gıcırdayan bayramlık ayakkabılar. Bugün yetişkin olsak da, içimizdeki o çocuk her bayram sabahı yeniden uyanır.
Şimdi bize düşen, o kokuyu ve ruhu bugüne taşımaktır. Baş ucumuzda bir çınar gibi duran anne ve babalarımızın ellerini öpmek, huzurevlerindeki yalnız gözlere bayramı götürmek, çocukların ceplerine sadece harçlık değil, ömür boyu unutamayacakları güzel anılar bırakmak bu bayramın en büyük ibadetlerindendir.
Bu bayram, sadece sofralarımızı değil, ruhumuzu da gözden geçirme vaktidir. Gelin bu bayram;
İçimizdeki kibirlere,
Yüreğimizi karartan küslüklere,
Öfkelere ve kırgınlıklara da bir "kurban" keselim.
Onları hayatımızdan çıkaralım ki, yerini bayramın o muazzam neşesi ve huzuru doldursun. Unutmayalım ki, bir gönle girmek, Kabe’yi inşa etmek kadar kıymetlidir.
Kapıların ardına kadar sevgiye açıldığı, küslerin barıştığı, uzaktakilerin vuslata erdiği; paylaşmanın, sarılmanın ve insan olmanın tadına varıldığı musmutlu bir Kurban Bayramı dilerim.
Bayramınız mübarek, yüreğiniz hep huzurlu olsun.



























