Maliye de memur olmasının yanı sıra futbol antrenörü ve TÜFAD Konya şubesi başkanı
olarak tanıdığımız merhum Süleyman Körsu; esprili kişiliği ve muhabbeti ile etrafına neşe
saçan, ilgi odağı olan bir ağabeyimizdi.
Kendisinden defalarca dinlediğimiz ve her seferinde ilk defa dinliyormuşçasına keyif
aldığımız bir yaşanmışlığını paylaşacağım bugün sizlere.
Yaz Ramazanlarının yaşandığı günlerde mesaisini bitirip Muhacir Pazarı’ndaki evine gelir
hoca. Sigara tiryakiliğinden dolayı uzun oruç günlerinde bir başka gerginlik yaşayanlardan
olduğu için iftar öncesi az kestirme niyetindedir ama yanlarında kalan annesi dört gözle onu
beklemekte olup daha kapıyı açar açmaz etliekmek içi tepsisini eline tutturur.
“Ah Süleymanım pek canım çekti, kasaptan içide hazırlattım ha, bir etliekmek yaptır
da gel!” der.
Fakat Süleyman Hoca tın tın atmaktadır. “Ana yapma etme, oruç kafama vurmuş zaten,
bir de fırına gönderme” dese de ana laf dinlemez; oğlan anasını kıramaz ve mecburen
tepsiyi alır, fırına doğru yollanır.
Koca Süleyman Hoca semtte tanınır bilinir, bir taraftan maliyede memur ya
“Selamünaleyküm” deyip fırına girer ve tepsiyi sırada olan diğer müşterilerin tepsilerinin
en önüne koyar.
Fırıncıya; “6-7 etliekmek çıkar, ben kapının önünde bekliyorum, olunca seslen” deyip
dışarı çıkar.
Bir müddet sonra ses gelmeyince tekrar içeri girip “Noldu bizim etliekmek?” diye soracak
olur ama ne görsün; en öne koyduğu tepsi gerilere doğru kaymıştır.
İçinden söylense de herhalde bir karışıklık oldu diye düşünüp dışına vurmaz ve tepsiyi tekrar alıp en öne koyduktan sonra fırıncıya gözlerini dikip ;Bak ben dışarıda bekliyorumt; diye tehditvari sert bir de bakış atar.
Ezan yaklaşmakta olup hoca sabırsızca fırıncının Senin etliekmekler hazır; diye
seslenmesini beklemektedir ama tepsisine örtüsünü sarıp fırından çıkanlara bakarken bir türlü o haber gelmez.
Hasbünallah" deyip tekrar fırından içeri girdiğinde bir bakar ki yine aynı manzara; onun tepsisi arka sıralarda.
Artık filim kopmuştur hocada.
“Kim koydu lan benim tepsiyi buraya?” diye hışımla bağırır.
İçeridekilerden birisi cevabı yapıştırır: “Hemşerim burada bir sıra var, düzen varken sen
kimsin ki içini getirip en öne koyuyorsun? Biz de bekliyoruz burada!” der.

Artık gözü iyice dönmüş olan Süleyman Hoca; kendi içi dâhil taşın üzerinde bekleyen ne
kadar tepsi, leğen varsa öyle bir girişir ki ne var ne yok yerlere saçılmıştır. “Alın size sıra,
hadi bana eyvallah” deyip giderken müşteriler: “Ana şu patatesli olan benim!”, “Durun,
peynirli benim börek içiydi!”, “Kıymalarım yerlere saçıldı!”, “Gahrolmayasıca herif!”
diyerek yerlerde tepsisini, kademeli leğenini toplamaya çalışmaktadır. (Etliekmek
yaptırmaya gidenlerin tavuk kolilerini kullanmaları daha icat olmamıştır.)
Hoca eve gelir ama bir şeyler olduğunu halinden anlayan hanımı ve annesi hiçbir şey
soramaz. “Kahvaltı filan bir şeyler hazırlayın, Ramazan bitene kadar da bir daha
benden etliekmek filan bir şey istemeyin” diyerek sert bir talimat verir.
Günler geçer, Ramazan’ın artık sonu gelmiştir. Yine işten eve dönüşte etliekmek içinin
hazırlanmış onu beklediğini görür, tam lafa girecekken annesi yine kalbinden vurur oğlunu.
“Süleymanım, gelin temizlik yaptığı için yemek yapamadı, kızma da şu etliekmeği
bugün bari yiyelim, bak mübarek gün bitiyor” deyince yine dayanamaz ve tepsiyi alıp
fırının yolunu tutar.
Selam verip daha fırına adımını attığı anda geçen seferden dersini almış olan fırıncının
feryadı duyulur.
“Al abimin tepsisini, öne al!”



























