Tuz hakkı, İslam fıkhında oruç tutan kişinin iftar vaktinde orucunu açarken ilk olarak tuzla veya tuzlu bir şeyle orucunu açması tavsiye edilen sünnet bir davranıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadislerinde iftarda öncelikle tatlı veya hurmayla oruç açmak teşvik edilse de, tuzla iftar etmenin de ayrı bir fazileti vurgulanır. Özellikle bazı rivayetlerde "İftarını tuzla açan kimse, o gün orucunu tutmuş gibi sevap kazanır" şeklinde ifadeler geçer. Bu, Ramazan ayında oruçlunun iftarını açarken tuzla başlamasının manevi bereketi ve şifa yönü taşıdığına inanılır.
Tuz hakkı uygulaması, orucun açılışında üç hurma veya tatlı bir şey yedikten sonra bir tutam tuz almak şeklinde de yapılabilir. Bazı âlimler, tuzun bedendeki mineralleri dengelemesi, susuzluğu gidermesi ve oruç sonrası metabolizmayı desteklemesi nedeniyle faydalı olduğunu söyler. Ramazan'da uzun süre susuz kalındığı için iftarda tuz alınması, vücudun elektrolit dengesini hızlıca sağlamaya yardımcı olur. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı ve birçok ilim ehli, iftar sofrasında tuz bulundurmayı ve orucu tuzla açmayı sünnet olarak tavsiye eder.
Ramazan ayında tuz hakkı, sadece fiziksel bir alışkanlık değil, aynı zamanda Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyma ve bereket arama niyetiyle yapılır. Hadislerde "İftarını tuzla açan kimse, o gün tuttuğu orucun sevabını kat kat alır" gibi rivayetler olsa da, bu hadislerin sahihliği konusunda âlimler arasında farklı görüşler vardır. Yine de yaygın uygulama olarak kabul görür ve pek çok Müslüman iftarını bir tutam tuz veya tuzlu zeytin, peynir gibi bir şeyle açar. Özellikle Anadolu'da iftar sofralarında tuz kâsesi eksik olmaz; bu gelenek "tuz hakkı" olarak nesilden nesile aktarılır.




























