Selçuk Üniversitesi Sarayönü Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayati
Akman ve ekibi, TÜBİTAK 1002 projesi kapsamında yüzyıllardır Anadolu’da yetiştirilen iki
kadim buğday türünü bilimsel yöntemlerle araştırıyor. “İri Taneli Polonya (Triticum
polonicum) ile Horasan (Triticum turanicum) Buğday Genotiplerinin SDS-PAGE İlişkili
Teknolojik Kalite, Morfolojik ve Biyoaktif Özellikleri Yönüyle Araştırılması” başlıklı
projede, halk arasında Turna Gagası ve Turda Dili olarak bilinen buğday çeşitleri ile Horasan buğdayının tarımsal, teknolojik ve besinsel özellikleri çok yönlü olarak değerlendiriliyor.
Proje kapsamında buğdayların verim performansı, kök sistemlerinin gelişimi ve
kuraklığa dayanıklılık özellikleri incelenirken makarna ve bulgur üretimine uygunluğu ile
antioksidan, fenolik ve flavonoid bileşenleri de analiz ediliyor. Ayrıca genetik altyapılarının ortaya konulmasıyla gelecekte geliştirilecek yeni buğday çeşitlerine bilimsel katkı sağlanması amaçlanıyor. Çalışmalarda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Karaduman, buğdayların özellikle geleneksel bulgur üretimi ve makarnalık kalite açısından teknolojik özelliklerini değerlendirirken Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Zengin ise yüksek antioksidan kapasitesini laboratuvar ortamında analiz ederek bu yerel genotiplerin beslenmedeki fonksiyonel rolünü ortaya koymaya yönelik çalışmalar yürütüyor.
Projeye Yürütücüsü Doç. Dr. Hayati Akman; yerel buğdayların yalnızca geçmişin mirası olmadığını, geleceğin tarımı için de önemli bir kaynak niteliği taşıdığını söyledi. Akman, “Bu yerel çeşitler sulu şartlarda yetiştirilebildiği gibi özellikle kurak ve marjinal alanlarda yetişebilme potansiyeline sahip. Gübre ihtiyaçlarının daha düşük olması, iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı günümüzde sürdürülebilir tarım açısından önemli bir alternatif oluşturuyor. Bu çeşitler yüzyıllardır Anadolu’nun iklimine ve topraklarına uyum sağlamış genetik mirasımızdır. Amacımız; özellikle tane ağırlıkları, modern buğdaylara göre iki kat fazla olan değerli gen kaynaklarını bilimsel verilerle ortaya koyarak hem ıslah çalışmalarında değerlendirmek hem de sağlık açısından öne çıkan özelliklerini toplumun kullanımına sunmaktır. Kuraklığa dayanıklılıkları, yüksek lif içerikleri ve fonksiyonel bileşenleriyle geleceğin sürdürülebilir tarımında önemli bir rol üstleneceklerine inanıyoruz” dedi.
Akman ve ekibi, TÜBİTAK 1002 projesi kapsamında yüzyıllardır Anadolu’da yetiştirilen iki
kadim buğday türünü bilimsel yöntemlerle araştırıyor. “İri Taneli Polonya (Triticum
polonicum) ile Horasan (Triticum turanicum) Buğday Genotiplerinin SDS-PAGE İlişkili
Teknolojik Kalite, Morfolojik ve Biyoaktif Özellikleri Yönüyle Araştırılması” başlıklı
projede, halk arasında Turna Gagası ve Turda Dili olarak bilinen buğday çeşitleri ile Horasan buğdayının tarımsal, teknolojik ve besinsel özellikleri çok yönlü olarak değerlendiriliyor.
Proje kapsamında buğdayların verim performansı, kök sistemlerinin gelişimi vekuraklığa dayanıklılık özellikleri incelenirken makarna ve bulgur üretimine uygunluğu ile
antioksidan, fenolik ve flavonoid bileşenleri de analiz ediliyor. Ayrıca genetik altyapılarının ortaya konulmasıyla gelecekte geliştirilecek yeni buğday çeşitlerine bilimsel katkı sağlanması amaçlanıyor. Çalışmalarda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Karaduman, buğdayların özellikle geleneksel bulgur üretimi ve makarnalık kalite açısından teknolojik özelliklerini değerlendirirken Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Zengin ise yüksek antioksidan kapasitesini laboratuvar ortamında analiz ederek bu yerel genotiplerin beslenmedeki fonksiyonel rolünü ortaya koymaya yönelik çalışmalar yürütüyor.
Projeye Yürütücüsü Doç. Dr. Hayati Akman; yerel buğdayların yalnızca geçmişin mirası olmadığını, geleceğin tarımı için de önemli bir kaynak niteliği taşıdığını söyledi. Akman, “Bu yerel çeşitler sulu şartlarda yetiştirilebildiği gibi özellikle kurak ve marjinal alanlarda yetişebilme potansiyeline sahip. Gübre ihtiyaçlarının daha düşük olması, iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı günümüzde sürdürülebilir tarım açısından önemli bir alternatif oluşturuyor. Bu çeşitler yüzyıllardır Anadolu’nun iklimine ve topraklarına uyum sağlamış genetik mirasımızdır. Amacımız; özellikle tane ağırlıkları, modern buğdaylara göre iki kat fazla olan değerli gen kaynaklarını bilimsel verilerle ortaya koyarak hem ıslah çalışmalarında değerlendirmek hem de sağlık açısından öne çıkan özelliklerini toplumun kullanımına sunmaktır. Kuraklığa dayanıklılıkları, yüksek lif içerikleri ve fonksiyonel bileşenleriyle geleceğin sürdürülebilir tarımında önemli bir rol üstleneceklerine inanıyoruz” dedi.































