Neyin/kimin bayramı?
YADİGAR GÜNEŞ

YADİGAR GÜNEŞ

Neyin/kimin bayramı?

09 Ocak 2021 - 20:58 - Güncelleme: 10 Ocak 2021 - 10:38

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…

Bugün bayrammış!?

Her ne kadar hissetmesek de…

Buradan “Basın demokrasinin hür sesidir”, “Basın mesleği kutsaldır” kabilinden yazılar yazabilir, geleneksel medyadan dijital medyaya dönüşümle bir girizgah yapıp, bunun okura katkısını, haberin verdiği/vereceği katkının toplumsal faydasını anlatabilirdim ama haberin ulaşmasında emek veren ve yılda 3 kez ‘bayram’ ya da ‘gün’ diye özelleştirilen zamanlarda, -sözde- anılan basın iş kolunda çalışanların sorunu çok büyük sevgili okur.

Belki “bana ne basının sorularından” diyecek, kötüye giden ekonomiyi, pandemiyle birlikte ayyuka çıkan işsizliği, kadın cinayetlerini, hala olumlu haberler alınamamış Covid aşısını/milli aşıyı, tarım, üretim ve sanayideki dibe vuruşu, mevsiminde yağmayan yağışların kulaklarımızda çınlattığı kuraklığın tehlike çanlarını örnek göstereceksin.

Haklısın…

Ancak, farkında olmadan bazı kaynaklar tarafından yüzüne takılmış at gözlüklerini çıkarıp daha geniş açıdan bakabilmeyi başarabildiğinde, bütün bu olumsuzlukların doğru kaynaktan alınıp dosdoğru, çarpıtılmadan, birilerinin çıkarına değiştirilip dönüştürülmeden okuyucuya ulaşması konusunda etkin olan basın emekçilerinin önemini de anlayacaksın.

Dışarıdan her ne kadar kolaymış gibi görünse de biz basın emekçileri, işimizi -öyle lafta değil- aşkla yapmaya çalışırken önce baskılarla susturulmaya çalışıldık. Başaramadılar. Siyasi baskıları kullandılar, başaramadılar. Yetmedi, ekonomik tehditlerle susturmayı denediler.

Yalan yok; kimimiz siyaseten, kimimiz ekonomik baskılara teslim olduk.

Örneğin Konya’da kapanmaların ardından geriye kalan 11 yerel gazete -1/2 tanesini ayrı tutarsak- neredeyse tıpkıbasım çıkıyor.

Neden? Çünkü siyasi güce teslim oldu.

Gazeteler özel haberlerle diğerlerine fark atacak muhabirin maaşını, sigortasını ödemek yerine herhangi bir haber ajansına abone olarak daha az maliyetle daha çok haber satın aldı. Aldı almasına da diğerleriyle bir örnek olmaktan kurtulamadı.

Seçimlerde gazetenin en değerli ön ve arka sayfaları, ‘cover’ diye icat ettikleri bir yöntemle siyasi partiler için adeta kapatılarak, reklam mı haber mi olduğu anlaşılmayan -gazetelerin hepsi bir örnek- çalışmalar yapıldı. Sonraki seçimlerde gazetelerin ekonomik olarak az da olsa yüzünü güldüren bu ekol, daha az sayıda gazeteyle çalışıldı. Derken tamamen ortadan kalktı ve ‘gazeteler nasılsa haberlerimizi yapıyor’ mantığıyla siyasi destek de çekildi.

Yani anlayacağın sevgili okur, kuşatılmış tabyalar gibi teslim olan basın, güce işte o ilk eyvallah ettiği gün bitmişti.

Kimse görmedi. Göremedi.

Nitekim bu hatanın bir gün kepenk kapattıracağını anlamadı. Ve Konya yerelinde ve Türkiye’de birçok gazete kapandı.

Biz çalışanlara gelince...

Verdiğimiz mesai, emek ve mücadelenin başka sektörde olsa köşelerin dönüleceği kadar çok olmasına rağmen hiçbir zaman karşılığını bulamadık; ne maddi ne de manevi.

Yeri geldi tek kişilik kadroyla çıkardığımız gazete görmezden gelindi. Bütün özverimize rağmen patronun “sen ne iş yaparsın?” sorusuyla irkildik.

Yeri geldi sokaktaki adam bize alternatif gösterildi, “senin yerinde olmak isteyen çok” tehdidi aldık.

Oysa biz amacı sadece halkı aydınlatmak, ülkesine, yaşadığı kente katkı sağlamak için yaptığımız haberlerle dürüst davrandık ve bu fayda için birilerinin tekerine çomak sokmaktan hiçbir zaman korkmadık.

Dürüst haberciliğin karşılığını da kimi zaman patronun yediği baskı nedeniyle işsizlik olarak aldık.

Parasız kaldık.

Çalışıp didinerek kazandığımız ve mesleki onurumuz olarak taşımaktan gurur duyduğumuz basın kartımızı “leblebi çekirdek” dağıtır gibi dağıttılar.

İtibarsız kaldık.

Mesleğe gönül vermiş, işini 24 saat özveriyle yapan genç arkadaşlarımızın hakkı olan basın kartı, kurumda ondan 5-10 yıl önce çalışmaya başlayan dizgici ya da çaycıya verildi, boş basın kadrosu kalmadığı gerekçesiyle mesleğe esas emek veren “çalışan gazeteci” yine hakkını alamadı.

Vasıfsız kaldık.

O nedenle bu günü kutlamak manasız, bir o kadar da saçma.

Dizgiciye, çaycıya, patronun evinde oturan karısına ya da kızına, hatta sevgilisine verilen basın kartı sahada çalışan gazeteciye hakarettir.

Daha önce de dile getirmiştim, 10 Ocak nedeniyle tekrarlamak istiyorum;

İletişim Başkanlığı’nın medya çalışanlarına karşı görevi sadece basın kartını basıp vermek olmamalı. “Beyan esastır” diye sırf bir gazetenin farklı birimlerinde çalışan ama gazetecilik yapmadığını bildiği kişilere şartları yerine getirdi diye kart vermek, basın mesleğini itibarsızlaştırmaktadır.

Tarih bunlara sebep olan ve göz yumanları affetmeyecek.

Ben de...

Buradan özgür ve kalemini satmayan, kula kul olmayan, her şartta doğru, dürüst ve kamuoyunun çıkarına haber yapan bütün gazeteci arkadaşlarımın gününü kutluyor, ebediyete uğurladıklarımızı rahmetle, oturduğu yerden birilerinin haberine ya da bültenlere attıkları imzalarla hak etmedikleri basın kartlarıyla gazetecilik taslayanları da tarizle anıyorum.

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Şule Turan
    1 hafta önce
    Her kelimeniz çok doğru ve haklı.Bu ülkede basın ve hukuk tam bağımsız olunca ilerleme ve sorunların çözümüne yönelik adım atılabilir...Selamlar ve sevgiler...
  • Gürdal Yorulmaz
    1 hafta önce
    İşte gazetecilik bu sizi tebrik ediyor bu düşüncede olan gazeteci ve basın mensubu arkadaşların gününü kutluyorum
  • Kerem Duman
    1 hafta önce
    Yüreğine sağlık kardeşim

Son Yazılar