Ay'a giden Türkiye'de çiftçi traktörünü yürütemiyor
YADİGAR GÜNEŞ

YADİGAR GÜNEŞ

Ay'a giden Türkiye'de çiftçi traktörünü yürütemiyor

03 Mart 2021 - 16:54

Lebaleb salonlardan, güneşli havalarda doldurduğumuz parklardan coşturduğumuz virüs gündeminde mevzu her ne kadar yeni normalleşme ise de cebimizdeki yangınla kendini bize esas hatırlatan bir ana gündem var ki; fahiş fiyat artışıyla herkesi ilgilendiren gıda krizi.

Market raflarındaki fiyat artışı, aya yapılacak yolculuk tartışmaları arasında sabun köpüğü gibi kaybolup gitse de her öğün kurduğumuz sofra, bize gıda krizini, ekonomik daralmayı, salgının körüklediği işsizliği, normalleşme gündeminde de unutturmuyor.

Bu günlerde “esnaf lokantasını, kafesini nasıl açacak?”, “çocuklar okula ne zaman gidecek?”, “sanal derslerde konuyu işlerken sistem öğrenciyi dışarıya mı atacak?” diye endişe etsek de gerçek gündemimiz gıda. Çünkü beslenme insanın erteleyebileceği ya da öteleyeceği bir ihtiyaç değil.  Zira tarlalardan çalan tehlike çanları, sentetik gündemler arasında marketlerdeki raflardan duyulmaya devam ediyor.

Malum gündem içinde ertelediğim bu yazıyı, tarımsal üretimdeki krize vurgu yapan “Krizden bizi ancak üretim kurtarır” başlıklı yazım üzerine serzenişlerini dinlediğimiz bir tarım emekçisi yazdı dersek yanlış olmaz.

Gıda zincirinin son halkası tüketici olarak toplumun her kesimini tehdit eden tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksekliği ve tüketime yansıyan astronomik fiyatlar üzerine bir tarım emekçisinin serzenişlerini dinliyoruz.

Tarımsal üretimin merkezindeki dinamiklerden birinde canhıraş çalışan kardeşimiz, hayal kırıklığı ve ümitsizlik dolu ses tonuyla gıda maliyetlerindeki bu fahiş artışın izinin marketlerde değil, tarımsal üretimin temelindeki yem, gübre ve tohum imalatında aranması gerektiğini vurguluyor.

Özellikle tohum, yem ve gübreye yansıtılan dolar kurundaki artışın bahane edilerek raflardaki fiyatların şişirildiğine vurgu yapan tarım emekçisi kardeşimiz, 2020 yılındaki dolar kurunun bugünle aynı olmasına rağmen geçen yıl 2600 lira olan taban gübresinin bu sene 3650 lira, geçen yıl 700 lira olan mısır tohumunun bu yıl 1000 lira, hasat döneminde mısırın ton fiyatının maksimum 1800 lira iken şu an 14 kilogramlık 50 bin danelik mısırın 1000 lira olduğuna dikkatlerimizi çekerek, gıda fiyatının daha tarlaya gelmeden tohum, gübre ve hatta yem ile katlanarak arttığını gözler önüne seriyor.

Çiftçi, girdi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle emeğini de katarak mümkün olan en düşük fiyatı verdiği ürünün markete gelinceye kadar artan fiyat yolculuğunu şöyle anlatıyor:

“Gıda fiyatlarının nereden, nasıl arttığını bulmak isteyenler, marketçinin kar marjına bakmak yerine tarladaki maliyetleri araştırsın. Tarlada şu an fiyatlar çok pahalı. Elektrik yüzde 100 zamlandı, mazot, tohum, gübre ona keza. Çiftçi bu işin içinden çıkamıyor. Bir de bunun içine stokçular giriyor. Stoklarında her türlü tohum, gübre, hammadde olmasına rağmen, bunu dolar kurundan fiyatlandırıp piyasaya sürdüklerinde gıda fiyatları otomatikman artıyor. Çiftçinin geçen yıl 35’e aldığı ayçiçeği bu yıl 75 lira. Marketçi ayçiçek yağını 75’den alıp 80’e satsa suçu yok. Çünkü fabrikadan çıkışı bu. Sen git fabrikayla uğraş. ‘Sen bunun hammaddesini bu fiyata aldın, buna mal ettin, niye bu fiyata satıyorsun?’ diye sor. Maliyet düşürülsün, ondan sonra marketçinin karının peşine düşülsün.

Bugün su azalmış, kuraklık bir yandan tehdit ediyor. Bir de elektrik maliyetleri yükselmiş. Çiftçi bu işin içinden nasıl çıkacak? Çiftçi bu fiyatlarla eğer hala üretim yapıyorsa, bu büyük özveridir. Artık arazisini ekmeyen çok insan var. 2002’den bu yana böyle bir dönem görmedik, bu kadar aşırı fiyat artışı yaşamadık. İnsanları besleyeceğiz diyoruz, ama ekemiyoruz.

Bu artışın ana kaynağı gübre. Gübrenin fiyatına geçen yıla göre yüzde 40 zam geldi. Artışa sebep dolar gösteriliyor ama doların fiyatı geçen yıl ile aynı. Çiftçiye destek bunun neresinde. Maliyetler destekleri de yuttu. 

Bu maliyetlerle eğer insanımız üretiyor, zor şartlarda tarlasını ekiyorsa ya ayakta kalabilmek ya da borcunu kapatabilmek içindir. Çiftçi borcu borçla kapatıyor. Tarladan kilogramı 8,5 liraya çıkan fasulye markette 35 lira. Bugün itibariyle fasulye tohumunun kilogramı 15 lira oldu. Bu insanlar ne ekecek? Bunun tohum bedeli var, taban gübre bedeli, üst gübre bedeli var. Sulama var, hasat masrafı, elektriği, işçiliği var. Bu insanlar bunu kaça mal edecek, kaçak satacak? Çiftçi 2021 yılına borçlu başlıyor. Geçen yıl borç alan bir sürü insan bu yıl sattığı mal yeni ihtiyaçlarını karşılamadığı için kredi almak zorunda. Bir sürü çiftçi ne yazık ki, tefecinin kucağına düştü. Önümüzdeki dönem hacizler başlayacak. Bunun sonu batak.

Bugün Alarko’ya bir şey diyemiyorsun, çalışmayan elektrik panolarına kullanım bedeli, şu bedeli, bu bedeli diye fatura gönderiyor. Elektrik panosu 1 saat çalışsa çiftçi elektriğe 1000-1500 lira, ayda bir kere 12 saat çalıştığında 20-30 bin lira fatura ödüyor. Çiftçi artık panolarını söküp elektriğini kapatıyor. Bu resmen devlet eliyle haraç kesmektir.

Sulu tarımda en büyük maliyet; birincisi elektrik, ikincisi gübre, sonra tohum. Hayvancılığa gelelim; çiftçinin kombineye kestirdiği etin fiyatı 32 lira, bir torba yem geçen yıl 80 lira, besi yemi şu anda en ucuzu 120 lira. Bu maliyetlerle çiftçi üretime ne kadar devam edebilir? Birisi bunun hesabını versin.

Çiftçi bu işin içinden çıkamıyor, 4-5 tane kartelin elinde heba oluyor. Bu çiftçiye yazık.

Çiftçi şimdi ‘Keşke geçen sene hasat yaptıktan sonra paraya gübre alıp koysaydım, hiç ekim yapmadan bekletip satsaydım. Ne işçiyle, ne elektrikle, ne tarım krediyle, ne bankayla uğraşırdım. Alıp koyardım 500 ton gübreyi, 1 yıl bekletip satardım, yüzde 45-50 kar ederdim’ diyor. Bu çaresizlik çiftçiyi karaborsacılığa itiyor. Acilen bu kartellerin önüne geçilmesi lazım. Çünkü maliyetleri bunlar şişiriyor. Eğer koskoca hükümet bunun önüne geçemiyorsa yandığımızın resmidir.

Bugün köylere gidin, orada ortak konu maliyet artışı. Adam ‘100 dekar tarlam var ama 50’sini belki ekebileceğim’ diyor. ‘Bunun içinden nasıl çıkacağım?’ diye düşünüyor.

Devlet ‘hazine arazilerini ekin destek vereceğim’ diyor. Evet bu gerekli ama arkasından gelen asıl problemi kimse görmüyor. Destekler geç geliyor falan ama az da olsa can suyu oluyor. Evet çiftçiye yıllık kullandığı mazotun yarısını veriyor, fakat bu da çözüm değil. Çünkü sen verdiğinde mazot 5 liraydı, şimdi 7 lira. Senin verdiğin yüzde 50 destek yüzde 25’e düştü. Tohum gübre desteği veriyor şu an dekara 26-27 lira. Hesapları üst üste koyduğunda bunu kat be kat geçiyor. Bunun arkasından üretim daralması gelecek. Bu da dışarıya bağımlı olmak demek.

Basit bir hesap yapalım; dekara 20 kilogram tohum lazım. En ucuz arpa tohumu 1500 lira,30 lira tohum etti. Bunun üç katı 90 lira da taban gübresi var 120 lira. 26 liralık desteği geçiyor. Sürümü, ikilemesi, hazırlaması, tarla hazırlığı bunlar da 20 lira. Bir de sulama için 20 lira veriyor. Tarladan çıkan dekar maliyeti 160 lira. E ben 26 lira destek aldım. Geçen yıl bu rakam bunun yüzde 40 daha altındaydı. Enflasyonun yüzde 20 açıklandığı bir ülkede tarımsal girdi maliyetleri nasıl yüzde 40’ı geçebiliyor. Biri bunun hesabını yapsın. Bütün kilit burada. Marketlerin değil asıl girdi maliyetlerinin peşine düşsünler.

Gübre Türkiye’de 5 tane üretici firmadan geçiyor. Binlerce, on binlerce marketle uğraşmak yerine bu 5 gübre üreticisini takibe almak sorunu çözecektir. Devlet asıl maliyetin olduğu yerlerdeki büyük kuruluşları denetlemiyor.”

Bu serzenişin sonunda akıllarda “Türkiye’nin 5 inşaat firması gibi 5 gübre firması da zengin mi ediliyor?” diye bir soru beliriyor.

Ve ekliyor çiftçi kardeşimiz, “Devlet bunların ensesinden ayrılmazsa bu kadar yapamazlar hiç olmazsa. Bu denetimi yalnız gübre değil, tohum ve yem üreticilerine de yapsınlar. Devlet suyun başındaki bu firmalara neden göz yumuyor, neden hesap sorulmuyor? Bu firmalara sorulsun; eğer onların maliyetleri de bu fiyatı koymalarını gerektiriyorsa onlar da desteklensin ki çiftçi en azından yarınını görebilsin, ne ekeceğini bilsin. Başka türlü bu işin içinden çıkılmaz.”

Bir yandan salgının, bir yandan kuraklığın tehdit ettiği tarlada, girdi maliyetleri de çiftçinin sırtına yük olarak binerken, tarımsal üretimde ve gıdada krizin kaçınılmaz olduğu ortada.

Bu serzeniş; içindeki söylemlerle zannedilmesin ki siyasi. Çünkü mevcut iktidara da yakın duran bu çiftçi, diğerleri gibi sadece tarlasını ekmenin ve ekmeğinin derdinde.

Bu serzenişler, yine bunun gibi bıçağın kemiğe dayandığı -hafızam beni yanıltmıyorsa- 1997’de çiftçilerin Konya’da Mevlana Caddesi’nde traktörleriyle yaptıkları eylem ile aynı.

Öyle anlaşılıyor ki, Cumhuriyet’in 100. yılında aya gitmeye hazırlanırken, Konyalı çiftçiler, yine böyle bir eylemle tarlasında çalıştıramadığı traktörleriyle yollara dökülmeye hazırlanıyor…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • hasan yıldırım
    1 ay önce
    sami duru siz uzayda yaşıyorsunuz heralde. marketlerde ve pazarlarda çöpe atılmak için kenara bırakılmış sebze meyveyi toplayan onlarca insan var bu ülkede. siz hangi yalandan bahsediyorsunuz. ya tuzunuz kuru, yada koltuğunuzdan korkuyorsunuz. Tebrik ederiz güzel bir yazı halkın durumunu çok net anlatmıssınız.
  • sami duru
    1 ay önce
    yalanın bu kadarına pes kendi yamuk düşüncenizi genelleştirip birde eyleme teşvik pey yav pes.

Son Yazılar