Reklam
Herkes işini yaptı...
YADİGAR GÜNEŞ

YADİGAR GÜNEŞ

Herkes işini yaptı...

14 Ocak 2019 - 17:23

Yazılarımı takip edenler hatırlayacak; bir önceki köşemden “Medya Ruhunu Teslim Etti” başlığıyla bazılarını kızdıracak bir yazı yazmıştım.

Mesleğimin onurunun ayaklar altına alınışını hazmedememiş, bunu yapanları sözlü olarak uyarmama rağmen anlaşılmayıp, aksine haksız çıkarılınca böyle bir yazıyı kaleme almak zorunda kalmıştım.

“Ben söylemiştim” demek istemezdim ama o yazıda ele aldığım her şey ne yazık ki oldu.

İsim vermediğim halde yazdıklarımı üstüne alanlar tam da dediğim gibi sinir patlaması yaşadı. Bazıları öfkesini yenemeyip beni düşman ilan etti. Bazıları fıtratı gereği yüzüme değil arkamdan konuştu, dedikodumu yaptı. Kendini dobralıkla tanımlayanlar işi cazgırlığa döküp yanına fedailerini de alarak mekan basar gibi kavga etmeye geldi. “Yazı üslubu nedir bilmem. Ama yazının üslubunu hiç beğenmedim” diyerek, tutarsızlıkta bir başyapıt çıkarıp, kavgada üstün gelmeye çalıştı.

Kimi nedense “domestik” lafına takılıp galiz kelimeler kullandı. Arkamdan şeytani ifadelerle konuşup, mesleki kariyerim kadar yaşıyla aklınca kendini haklı çıkardı. Oysa her kadın, patron bile olsa biraz domestik değil midir? Ben meslek etiği diye feryat ederken domestikliğe takılan medyatik ablamız bu kelimeden neden rahatsız oldu. Yüzüme değil, arkadan konuştuğu için bu da anlaşılamadı.

Kırılıp küsenler de oldu, rastlaştığımızda herkese selam verip görmezden gelenler, “Küs müyüz?” dediğimde “Aaa görmedim” yalanına sığınanlar da.

Anlatamadım hiçbirisine. Anlatma gereği de duymuyorum artık.

Üslubun ne olduğunu bilmeyip üslubumu beğenmeyen bir insana hangi üslupla ne anlatılabilir ki? Hadi anlattım diyelim, gazeteciliğin tozunu yutmamış, iki başkanla kol kola fotoğraf çektirmenin gazetecilik olduğunu zanneden insanlar, anlatsam ne anlayabilirler ki?

Polis adliye muhabirliği yapmayan, sıcakta, soğukta haber peşinde koşmayan, yolda, selde, karda, çamurda mahsur kalmayan, dayak yemeyen, darba maruz kalmayan, oturduğu yerden el ovuşturarak iki satır yazı yazanlar ya da mailine düşen basın bültenini okuma gereği bile duymadan hatalarıyla haber diye gazetesine girenler, söylediklerimi de önceki yazımda ne demek istediğimi de anlamadı, anlamayacak…

Zaten benim için önemli olan bu insanların değil, işin ehlinin anlaması ve yorumu idi.

Sağ olsunlar, tebrik, teşekkür, takdir mesajı, telefon ve sosyal medya yorumlarıyla bu yazıyı yazmakta ne kadar haklı olduğumu bir kez de onlar gösterdi.

İşin ehilleri büyüklerim ve küçüklerim ve haber kaynaklarım, kalemin bir akşam yemeğine satılmayacağını, gazetecilikte onurlu durmanın önemini, “…dilerim kıssadan hisse çıkaranlar, ben ne yaptım, ne yapıyorum diyenler olur”, “…sen doğruları dile getirmişsin…”, “... yazını okudum ve gurur duydum. Neden Konya’da gazetecilik yapmadığımı anladın sanırım. Bir dönem dost dediklerimizin bile ruhunu sattığı bir dönemdeyiz”, “…sizler gibi doğrudan şaşmayan, omurgalı duruş sergileyen kardeşlerimiz oldukça gelecekten umudumuzu sürdürmeye devam edeceğiz…”, “Zamanımızda çoktan unutulan mesleğimizin onurunu hatırlattın. ‘Kalemini satmayacaksın, gerekirse kıracaksın’ Siyasiler bir yemekle dilediklerini yazdırabildiklerini gördüler, yaşadılar. Kalem satın almaya alışmış kişiler, size katılıp eşit şartlarda sohbet edebilir mi? Buyurganlıkları, uzaklıkları, tepeden bakışları zedelenir. Yadigar sen çok yaşa…” yorumlarıyla anlattı ve beni linç etmeye kalkanların sesini kıstı. Desteklerinden dolayı hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Buradan bir kez daha yinelemek istiyorum. Gazetecilik, birilerine yandaşlık ya da yalakalık yapıp, kalemini birilerinin talimatıyla oynatmakla yapılmaz. Oturduğu makamın sayesinde davet aldığı sabah kahvaltılarından yemekli toplantılara kadar hiçbir programı kaçırmayıp, gittiği program ile ilgili tek bir satır bile yazmamakla olmaz. Bir başkanın koluna girip başkanla 10 adım yürüyüp fotoğraf çektirince de gazeteci olunmaz. Hele hele eline geçen yolsuzluğun belgesiyle “Varan 1-2-3…” şeklinde anonslar yapıp, sonra o belgeyle kendine ihale, işletme, maddi çıkar sağlamakla hiç olunmaz. Dergi çıkaracağım diye kapı kapı dolaşıp, reklam alıp, 1 sayı dergi çıkarmakla da gazeteci olunmaz.

“Peki nasıl olunuyor bu gazetecilik?” diye alay ve öfkeyle karışık soranlara Basın Meslek İlkelerini defalarca okumalarını ve iyi anlamalarını öneririm.

Unutmadan… Bir de olaya sebep bayan belediye başkanı var…

O da sağ olsun. Belediyenin tesisinde, yine belediyenin imkanlarıyla bayan medya çalışanlarını akşam yemeğinde ağırladığı programı, basın bürosuna haber yaptırıp medyaya servis ettirmekle kendisi de beni haklı çıkarmış oldu. Hem de davetlisi bayan medya çalışanlarına “haber yaptırmayacağım” sözü vermesine rağmen.

Her ne kadar davranışını hala doğru bulmasam da olayın beni haklı çıkaran yanıyla buradan kendisine özel teşekkürlerimi iletiyorum.

Eminim o gün yemekte olanlar teşekkürümü başkan hanıma götürecektir.

Özetlemek gerekirse…

Herkes işini yaptı…

Ben mesleğimin onuru için mücadele ettim.

Kaldırımın Sesi Gazetesi çalışanları kendini kullandırdı.

Bahse konu başkan önceki yazımda da ifade ettiğim gibi siyasetini yaptı.

Başkanın yemeğinden kadın gasteciler boy boy fotoğraf paylaştı. Ve artık çanak çömlek patladı. Herkes nerede durduğunu, ne yaptığını gösterdi, yani herkes işini yaptı. Ak ile kara birbirinden ayrıldı.

Bu demek değil ki, kangren olan bu mesele yalnız kadın basın çalışanları arasında. Kangrenin daha büyüğü sektörün tamamında yaşanıyor. Yazım sütunları aştığı için bu konuyu yine bir patlama anında yazma olasılığım oldukça yüksek. Zira bir süre önce İstanbul’da Türkiye Gazeteciler ve Muhabirler Birliği Derneği adıyla kurulan bir dernek var ki, bu işin yalnız Konya’da değil Türkiye genelinde büyük bir sorun olduğunu ortaya döküyor.

Eminim kendini gazeteci gören pek çok medya çalışanının bu dernekten haberi yoktur. Bilgilendirme görevimi buradan onlar için de yapayım.

Gazetecilik mesleğinin etik değerlerini korumak amacıyla kurulduğunu açıklayan derneğin bu haberini tam da “Medya Ruhunu Teslim Etti” başlıklı yazım yayınlandığı günlerde aldım. İlk icraatının kamuoyunda “Fareler” olarak bilinen ve kendilerini gazeteci ve basın mensubu gibi göstererek basın toplantısı ve lansmanlara sızan kişilerle mücadele etmek olarak tanımlayan bu derneğin Konya’ya uzanması en büyük temennim.

Belki, yerelde tabelada kalan iki derneğimizin yapamadığını yapar, gazeteciliğin saygınlığını, onur ve gururunu ayaklar altına alanlarla etkin mücadele eder…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Hadiye Ateş
    3 ay önce
    Kalemine sağlık canım.
  • ALAETTİN SELÇUK
    3 ay önce
    Kardeşim yazılarını büyük bir keyifle takip ediyorum. Rabbim yolunu açık etsin. Yazdığın doğru yazılardan da diğer meslektaşların nasiplerini alarak gazeteciliğin ve basının önemini ve vebalini düşünerek mesleklerini icra etmelerini dilerim...

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir