Reklam
Esas kriz 2019'da
YADİGAR GÜNEŞ

YADİGAR GÜNEŞ

Esas kriz 2019'da

22 Ocak 2019 - 00:16 - Güncelleme: 24 Ocak 2019 - 23:01

Bugünlerde gündem seçim.

İktidar ve Cumhur İttifakı adaylarını açıkladı. Muhalefet de yer yer açıklamalarda bulunuyor. Daha meydanlar ısınmadı ama seçim bütün gündemlerin üstüne çıktı. Seçime kadar ülkenin kaotik durumu, sadece meydanlarda birkaç cümleye sığıştırılıp siyasi polemiklerle gündeme gelecek.

Oysa ülkemiz ekonomik yönden kara günler yaşıyor. Çiftçi, sanayici, esnaf geleceğini göremiyor. Asgari ücrete makul bir zam yapıldı, ancak bu zamla, ayakta zor duran işletmeler işçi çıkarmak zorunda kaldı. Bazıları da bunu fırsat bilip işçi çıkarımına gitti, işsizlik arttı.

Çalışanın alım gücü düştü, emeklinin durumu ise hepsinden vahim.

Ülke sosyoekonomik olarak büyük bir girdaba girdi.

Buna rağmen ülkeyi yöneten, halkın çıkarlarını gözeten, geleceğini düşünen siyasilerin tek gündemi seçim.

Seçim zamanlarında bulunduğumuz sohbetlerde siyasi kritik istenir biz gazetecilerden. Gündemi takip ettiğimizden, siyasetçilerle sık görüştüğümüzden herkes gündemin nabzını basının gözünden hissetmeye çalışır.

Tarımla uğraşanların ağırlıkta olduğu böylesi bir sohbette “Bir dokun, bin ah işit” atasözünü buram buram hissediyoruz.

Çiftçi isyanda…

2017 ve 2018 yılını zar zor geçirdiğini, 2019’a borçlarla geldiğini anlatan tarım emekçileri, bu yıl belki de tarlasını ekemeyeceğini, karamsarlık içinde sıraladığı rakamlarla anlatıyor.

Mesleki refleksle hemen not alıyorum bu kara tablonun rakamlarını.

Çiftçi 2017 yılı içerisinde hububat tohumunu 1,1 TL’den, taban gübresini 1,25 TL’den almış. Mazotunu ise 3,60’tan. Karşılığında 2018 yılı hasat döneminde yetiştirdiği hububatı 1,2 TL’den satmış. Ancak 2018 yılı hasat döneminden sonra dövizdeki artıştan dolayı hububat tohumunu 1,5 TL’den, taban gübresini 2,9 TL’den, mazotunu da ortalama 6 TL’den almış. Tarlasını sulamak için harcayacağı elektrik enerjisinin artışını varın siz düşünün. Bu süre içerisinde tarımsal kredi faizleri yüzde 12 seviyelerinden ortalama yüzde 30-33’lere kadar çıkıyor.

Son iki yıl karşılaştırıldığında girdilerin maliyeti ve kredi faizleri ± iki katına çıkıyor.

Ve çiftçi 2018 yılında sattığı mahsulünün geliri giderini karşılamadığı için bu yıl tarlasını yine borçlanmadan ekemeyecek gibi görünüyor. Devlet her ne kadar geçmiş dönemden gelen tarımsal kredi borçlarını düşük faizle erteleme imkanı sağlasa da fiiliyatta bu oran, tarımsal kredi veren kurumların ve bankaların faiz oranları, katkı payı ve komisyonlardan dolayı yaklaşık yüzde 30’lar seviyesine kadar çıkınca çiftçiyi rahatlatmak yerine önünü tıkıyor.

Yani borçları erteleme hamlesi de çiftçiyi rahatlatmıyor. Aksine tarlasını borçla eken çiftçinin sırtına ertelemeden dolayı kambur üstüne kambur biniyor.

Öyle görünüyor ki, bu maliyet artışının ve ertelenen kredi faiz oranlarının sonuçları, 2019 yılı hasat döneminde kendini hissettirecek.

2018’i güçlüklerle borçla kapatan çiftçi 2019’da tarlasını ekemeyecek.

Çiftçinin bu karamsar tabloya sebep olan gelir ve giderinin arasındaki makasın daha da açılmasının yanında bir sorun daha var ki, 2018-2019 yılında daralan hububat ekim alanları.

Peki tarımda çiftçiyi yük altına sokan yüksek girdiler ve borçların yanı sıra ekim alanlarındaki bu daralma nasıl bir sonuç getirecek?

Maliyet artışları ve hububat ürünlerinin azlığından dolayı fiyatlar yükselecek. Bu artışlar sofralarımızın olmazsa olmazı ekmeği soframıza astronomik zamlarla ulaştıracak.

Hububat yan ürünleri olan sap ve saman azlığı hayvan üreticisine yüksek maliyetle sap ve saman alımına, dolayısıyla et fiyatlarının artmasına sebep olacak. Bu da büyük infial yaşatacak.

Devlet acaba ürün kıtlığından ve yüksek girdilerden kaynaklanan fiyat artışını önceki yıllarda olduğu gibi hububat, saman veya et ithal ederek mi çözecek?

Kaldı ki, hükümet, TMO’ya sıfır gümrükle buğday, arpa, baklagil, mısır ve pirinç ithali için yetki verdi. İhracatçı iken ithalatçı duruma gelen ülkemin var olma savaşında destek bekleyen çiftçisi, tahıl ürünlerinin ithaliyle bir darbe daha alacak.

Tarımdaki bu anaforun getirdiği en büyük sıkıntıyı ise dar gelirli vatandaş yaşayacak.

Bugünkü durum ne yazık ki bunu gösteriyor.

Peki bu krizin çözümü ne?

Uzmanlar çiftçi ve vatandaşın mağduriyetini giderecek, tarımdaki krizi önleyecek bir önlem paketi sıralıyor.

Bu pakete göre;

1 - Döviz düşmesine rağmen gübre üreticileri tarafından fiyatları göstermelik aşağıya çekilen gübre fiyatının düşürülmesi,

2 - Mazot fiyatlarının düşürülmesi,

3 - Tarımsal kredi faiz oranları üzerindeki dosya masrafı, katkı payı, ipotek masrafları gibi gizli komisyonların kaldırılması, ki çiftçi buna imza atmaya mecbur bırakıldığı için dile getiremiyor.

Düzeltilmesi gereken en önemli 3 kalem.

Ayrıca;

4 - Tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerjisi fiyatlarının en kötü şartlarda kriz öncesi dönemin rakamlarına çekilmesi,

5 - Devlet eliyle desteklenen mera ıslahı projelerinin tabana daha çok yayılması, çiftçinin mera ıslahı konusunda eğitilmesi,

6 - Mera alanı geniş olan köylerde hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin hayvan sayılarının artırılması yönünde desteklemeler getirilmesi,

7 - Devlet hayvan ithal etmek yerine, mevcut hayvan üreticilerinin, süt baronlarının tekelinde bulunan süt fiyatlarını artırarak, çiftçi eliyle hayvan varlığının korunmasını sağlamalıdır. Öyle ki, bu sorun hayvancılığın gelişmesindeki en büyük sebeplerden birisi olarak öne çıkıyor.

Bütün bunlar; tarımsal krizin, topuklarını yere vura vura gelen ayak sesleri.

Bu dört kalemi oluşturan sorunlar çözülmediği taktirde ne yazık ki bizi 2019’da zor günler, büyük bir kriz bekliyor.

Bu sorunlar şu an gizliden gizliye kartopu gibi büyüyor. Bunu sektörün bizzat içinde yaşayan, geçimini buradan karşılayan, tarımdaki kötü gidişatın sadece çiftçiyi değil bütün ülkeyi olumsuz etkileyeceğini haykıran onlarca tarım emekçisinin adına buradan bu satırlara döküyorum.

Seçime 66 gün kala ilgililere duyurulur…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir